13 Ekim 2010 Çarşamba

EFES PİLSEN BLUES ile KIBRIS'dayız..

    Kıbrıs'a ilk gelişim. Yıllar önce ayağıma kadar gelen iş tekliflerini sınavlar yüzünden erteleyip erteleyip yine iş yüzünden buraya geliyor olmam ayrı bir konuydu. Ve o kadar tuhaftır ki yıllar önce bana iş teklif eden adamla Kıbrıs Havaalanı çıkışında kafilesini karşılarken karşılaşıyordum.
    Sabahın ilk saatlerinde İstanbul’un ekim ayazında (ekimde ayaz mı olur demeyin kat kat giyindiğimiz halde donuyoruz) botlatrımı, montumu çekip çıktık babamla Sabiha Gökçen Havaalanı yollarına..Turne ekibi Antakya’dan yola çıktıklarından İstanbul’dan ekibe katılan tek bendim. Haliyle yıllarca hep yanımda birileriyle birlikte bindiğim uçak bu sefer beni yalnız kucaklıyordu.
   Çantamdaki kışlıklarım, leptop çantam ve bir giyinip bir çıkarttığım montumla o kapıdan girip bu kapıdan çıkmalarımla uçağa güç bela binebilmiştim. Sabah sersemliğimi üstümden attıran şey ise Pegasus’unyolcuları için 0-6 yaş grubu çocuklardan oluşturduğu “Yolcu Güvenliği” Videosunu izlemek oldu.(Bunu internetten araştırıp hemen bulmam lazım derken Cihan’ın “o video ben de var demesi yüzümü güldürdü” şimdiden teşekkürler :))

VE KIBRIS

   Sakın ha bulunduğunuz ilin havasına güvenip (ya da güvenmeyip) yanınıza yerli yersiz kıyafetler doldurmayın. Şuan ayağımda kışlık botlarım, üzerimde triko kazağımla sıcaktan pişiyorum. Ya bendeki de ne cesaret; Kıbrıs’a boşuna “Batmayan güneşiyle Kıbrıs” dememişler değil mi.. hadi bunu hatırlamadın bari bir zahmet edip de havadurumuna baksan..
   Bir diğer şaşkınlığım da hattımın çekmemesi oldu. Hâh şimdi yedim naneyi derken 20 dk sonra Telsimin (Burada Türkiye de batan malları batmamış olarak ya da eski isimleriyle varlığını sürdürüyor olmalarını görmek çok normal) ekranımda görünmesi ve yurtdşı tarifesi uygulamasını farketmem daha güzel oldu. Türkiye’nin bir parçası olmasına rağmen birde kimliğinle girebildiğin bu memlekette yurtdışı tarifesi uygulamak iş miydi şimdi..
   Bir diğer konu da benim otele gidişimle ilgiliydi. Ekip havaalanında saat 2’de olacağından ben 3 saat beklemeden otelime gideyim dedim.

-*Ercan Havaalanı’ndan Girne’ye (otelime) Gidiş... Sizi karşılayacak biri yoksa ya da cebinizde bol paranızla kumar oynamaya gelmediyseniz kapıda bekleyen onlarca şirket görevlisi yüzünüze bakmıyor. Paşa paşa başka alternatifler aramaya başlıyorsunuz. Bende, beni Girne merkeze 10TL ye götürecek bir servis buldum. (Bunun için de 1 buçuk saat bekledim ama olsun) Taksiye mi binmek istiyorsunuz o zaman çok rahat 90 -100 TL’yi gözden çıkarmanız gerekiyor. O da tahmini ve yolu biliyorsanız.. Bir de siz yolu bilmiyorsunuz ya oooohh dön babam dön mevlana misali.. Benim bildiğim 45 dklık yol biranda olur size 1 buçuk saat.O riske girmektense oturup bir saat beklemek çok cazip geliyor..

* Azıcık da bilgi: Havaalanı Ercan adını, 1974 Harekatı nedeni ile ilk gün şehit olan Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki Fehmi Ercan’dan dolayı almış. Bölgede bulunan Balıkesir ilçesine de adı, Fehmi Ercan Balıkesirli olduğundan dolayı verilmiş.

KIBRIS’tan İzlenimler

Kıbrıs öyle anlatılanlar gibi ( “cennet be kıbrıs” bunu diyen erkekse sakın ha inanmayın, onun cennet kavramı burda malumunuz mutasyona uğrayabiliyor.. Bayansa o konuda da yorum size kalmış...) bir yer değil. Bildiğiniz dökülüyor. Binalar sıvasız, boyaları dökülmüş, resmen ölmüş ağlayanı yok yani. Bir şey alacaksınız dükkanlar kapalı mı açık mı anlamıyorsunuz. Bidiğiniz yaşamayan bir şehir var mı? diye sorsalar “Yaşayan Ölülerin Şehri Kıbrıs’tır” diye cevap veririm sanırım.


Ulaşım bir kere çok pahalı. Taksilerde gece gündüz tarifesi var ve tarife uçuyor sanki. Bir taksiciyle muhabbetimizde taksicilerin ayda net 8 Bin kazandığını duyuyoruz. Taksilerde öyle renoult falan değil, mercedes limuzin falan. “Abi yazık oluyor bu arabalara. Buranın arabası değil bunlar. Türkiye’de otobanda gideceksin bunlarla. Bak bakalım tutabiliyorlar mı beni.” Diyor taksici. Haklı valla.. Bana verseler hız manyağı biri olarak ben bile yasakları çiğnerim çok rahat.


Hadi her şeyi geçtim arabaların direksiyonu sağda. Buna bağlı olarak şeritlerde farklı. Taksiye bindim soldan araba çıkınca şöförün görmediğini sanıp bağırıyorum “abi solda araba var” diye. Adam kaza yapmasın derken ben kaza yaptırıyordum. Yolda yürüyorsun karşıdan karşıya geçeceksin, ilk okuldan beri bize öğretilen “çocuklaar karşıdan karşıya geçerken önce sağaa sonra solaa sonra tekrar sağaa bakacaksınız” cümleleri işlevini yitirmiş, yitirmekle de kalmayıp bu cümleleri aklından çıkarmakta zorluk çeken bizlerin poposunun araba kaportasıyla buluşmasına ramak kalmış durumdaydı.

FESTİVAL GÜNÜ

Konserin gerçekleşeceği alan harika. Deniz manzaralı geniş bir alana kurulmuş sahnede Kıbrıs’ın gecesi ve blues müziği ayrı bir etki yaratıyormuş insanda.( tabi bu etkide ekipteki güzel insanların payını unutmamak gerek). Seyirci kitlesi, turistler ve yoğun olarak üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Bu seneki sanatçıların yaş ortalamasının da daha genç olması muhtemel enerjiyi ikiye katlamakta da hiç sorun yaşatmıyor.

2010 BLUES TURNE EKİBİ

Geçtiğimiz senelerde blues festivalinin gerçekleşeceği bir ilin yerel partnerliğini yapmak çok farklı bir deneyimdi. İnanılmaz şeyler öğrenmiştim bu süreçte. Çalışmak ve her detayı gözden kaçırmadan en iyi şekilde organizasyonu tamamlamak. Bu sene ise kısmen seyirci olarak ekibe dahil olmak ilkti benim için. Bir kere grupla iletişim daha farklı oluyormuş bu süreçte. Daha rahat sohbet edebilmek, ekiple yeni anılar kaydedebilmek, ve en güzeli az müdahale ile (sürekli telsizinizde acil kapıya, burda burda sorun var, şunumuz bitti acil müdahale, teftişe geldiler evraklar.. gibi anonslar duymak gibi) müziği dinleyebilmek..


Müzikle uğraşınca farklı tatlarla bünyeyi sürekli beslemek gerekiyor; doğrusu benim bünyem bunu kabul ediyor. Tek bir tarz bir zaman sonra boğar beni. Plecebo, Muse dinlerken neden bir değişiklik yapıp ruhumu Sebastian Bach’tin Ave maria’sıyla dinlendirmeyeyim.. ya da efkarımı bluesla atmaya çalışayım dediğimde blues yeterli gelmezse kendi arabesk müziğimiz neden yardımıma koşmasın? Aynı duyguları farklı yerlerde farklı dillerde farklı mı yaşıyoruz... Bende her ruh hali değişikliğime uygun farklı müzik tarzlarını bana katıp beni yaşıyorum o an...

KÜÇÜK AMA ÖNEMLİ DETAYLAR

Girne sahiline indiğinizde bir şeyler atıştırıp içedebileceğiniz, muhabbet edip tavla da oynayabileceğiniz bir mekan Pizza Harbour Cafe.. İkinci gün bile kendimizi bir anda yine orada bulduk


• Kıbrıs’ın kırmızı eti meşhurmuş. “Balıkçılık ölü burada” diyor sevgili Efes Pilsen Kıbrıs yetkilimiz. “Burada et yemek istiyorsanız Niyazi’ye gideceksiniz.”


• Kıbrıs’ın ünlü Bellapais Manastırı kahve içmek için güzel bir yermiş. 74 Kıbrıs Harekatı’nda iki taraftan da buraya el sürülmemiş olmasına rağmen kurşunlardan kaçamayan duvarlar hala savaşın izlerini taşımakta. Aynı zamanda Manastırda bulunan da bir konser salonu varmış. Klasik müzik konserleri için salona talep de çokmuş. {Girne’den 15-20dk kadar uzaklıkta}(Biz gidip göremedik, birer kahvesini içip hatrımızı bırakamadık ama size önemle tavsiye ederim)


• Hellim Peyniri bir harika. Zaten hellim peyniri meşhurmuş buranın. Önüme her öğün getirseler usanmadan yiyebilirim sanırım(Benim gibi süt ve süt ürünlerini pek fazla tüketmeyen birinden bunu duymak inanın göz yaşartıcı. Şuan şu cümleleri babam okuyor olsa kuşkusuz kilo kilo spariş vermişti hemen)


• Yabancı içki oldukça ucuz. Ama oturduğunuz bir mekanda içki sparişi verirken aman dikkat.. Sahte içki hazırlamakta Kıbrıs çok profesyonelmiş. Şişe ile istemediğiniz sürece Efes Pilsen’den başka içki tüketmeyiniz.


• İş mi arıyorsunuz? Asgari ücretin çok az olduğundan mı şikayetçisiniz? Çalışma izni alabiliyorsanız Kıbrıs bu konuda kesin çözüm. Asgari ücret min 1100TL den başlıyor bir de memur olursanız değmesin keyfinize kimse.. min maaş 3000TL.. Daha cezbedici durum ise çalışma saatleri. Kışın sabah 08:00 iş başı akşam 15:00 paydos iken, yazın bu saat dilimleri 08:00-13:30 olarak değişiyormuş.. (notum şu ki sebzeler, elektrik, su, doğalgaz, benzin burada oldukça pahalı olduğundan alınan paranın da normal olduğu söyleniyor)


• Kaldığımız otelin en iyisi olduğunu düşünürken gelen bir davete iştirak etmemizle Cratos Casino Part Spa’yla tanışmış olduk. Daha girişteyken açılan gözlerimiz içeri girince bir daha kapanamadı zaten. Görmemişliğimizden değil de burada böyle bir yerin varlığını şahsen bilmemekten açıldı o gözler. Q Caz Bar’da manzaralı, küçük, *samimi (farklı sanatçı konseplerine burada değinmek istiyorum) bir mekan.


• Kaldığımız Jasmine Court Hotel’in oda fiyatları single 210, double 230 TL’den başlıyor. Ancak odalar o kadar geniş ki, single odaların geniş bir salonu varken doublelarda buna bir de mutfak ekleniyor.


• Daha ucuz bir yer arıyorsanız liman manzaralı eski mimarisi ile White Pearl Hotel (Harbour Cafe’nin üstü) sizin için güzel bir seçim olur. Oda fiyatları 80-90TL arasındaymış


• Elektrik biraz sıkıntı. Çünkü burada da Amerika’daki gibi 110 voltluk prizler kullanılıyor.


• Havaalanında beklemek gibi bir gaflete düşerseniz, yanınızda bilgisayarınız da varsa mutlaka bir vın da olmalı.Lakin 8 adet görülen wirelessarın hiç birinin kimse şifresini bilmiyor. Rezalet...


• Unutmadan 40TL’ye turlar sizi oradan oraya gezdirip dururmuş. Detayları bilemiyorum ama sağdan soldan duyduğuma göre alternatifler çokmuş.


Bir Kıbrıs ve Blues maceram burada biterken güzel muhabbetini, şen kahkahalarını, güleryüzlerini esirgemeyen pek değerli ekibime buradan kuçak dolusu sevgilerimi göndermeyi bir borçbilirim :)
P.S.: muhabbetten olsa gerek en az fotoğraf çektiğim yer ve etkinlik olarak kayıtlarıma geçti bu yazı.

2 yorum:

arzu dedi ki...

Elinize sağlık zevkle okuduk :)

Ayşenur Ülvan dedi ki...

çok teşekkür ederim:)