Festivaller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Festivaller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2012 Salı

POZİTİF GÜNLER BAŞLADI!




Soğuk hava şartları, kar-kış-kıyamet derken, ısrarla söylediğimiz "yaz nolur artık" gel feryatlarıyla sıcaklar tepemizden hiç eksik olmamaya başladı. Bunun güzelliğini yaşamak için denizlere akın eden İstanbulluların dışında, şehrin kaosunda sıkışıp kalan biz emekçiler de çareyi ayağımıza kadar gelen güzelliklere akın etmekte buluyoruz. Dünyayı gezmeye gidenlere inat, dünyanın herhangi bir parçasından kopup gelen, aynı ritimle, aynı duygularla ruhlarımızı birleştiren müzisyenleri seyretmek, eğlenmek, alkışlamak da bizlere düşüyor haliyle.


Bu günleri değerlenvgdirmek adına bize mükemmel olanaklar sunan, bir zamanlar çalıştığım Pozitif'e, değerli arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Dünkü muhteşem Walk off the Earth & Nouvelle Vague "Dawn of Innocence" performanslarını kaçırdım. Ama aldığım haberler gecenin mükemmel geçtiğini, çok şey kaçırdığımı vurgular nitelikte. 

Özel kabare şovu “Dawn of Innocence” – Masumiyetin Doğuşu- ve öncesinde Gotye’nin “Somebody That I Used to Know” parçasına yaptıkları eşi benzeri olmayan coverla Youtube’da 100 milyonun üzerinde hit almayı başaran Kanadalı grup “Walk Off the Earth” , sonrasında da Türkiye’de de büyük bir hayran kitlesine ulaşan Nouvelle Vague, seksi showlarıyla seyirciyi selamlamış. 

Ben de kaçırdıklarıma yanmayı bırakarak, daha fazla üzmeden kendimi bu akşam gerçekleşecek Jessie J konserine motive oluyorum. Önümüzdeki günler harika konserlerin habercisiyken neden geçmişte kalalım değil mi ;)




Jean Charles de Castelbajac Hakkında:
28 Kasım 1949 yılında doğan Fas asıllı ünlü tasarımcı, moda ve tasarım dünyasıyla annesinin kurduğu Ko and Co şirketinde çalışmaya başlayarak tanıştı. 1969’daki ilk moda şovunu Led Zeppelin konseri eşliğinde tanıttı. Yer bezleri, sünger gibi alışagelmişin dışında kullandığı malzemelerle renk kattığı koleksiyon büyük ilgi odağı olmayı başarmıştı. Tasarımlarının yanı sıra çalıştığı isimlerle de ünlenen JC de Castelbajac, bugüne kadar Sex & The City’nin yıldızı Sarah Jessica Parker’dan, Papa Jean Paul II’e kadar birçok ünlü isim için tasarladığı kıyafetlerle adını duyurdu.

2009’da Paris La B.A.N.K. Galerisi’nde açtığı “Tyranny of Beauty” adlı serginin yanı sıra Londra’nın ünlü Selfridges mağazalarının vitrin tasarımlarını da üstlenerek yeteneklerinin sınırlı olmadığını kanıtladı. 

Walk Off the Earth Hakkında:

2006 yılında kurulan Kanadalı beş müzisyenden oluşan Walk Off the Earth, sıradışı yeteneklerini şarkılarında, düşük bütçeli müzik videolarında ve milyonlarca hit alan coverlarında gösteren bir indie grubu. Hiçbir plak şirketinin yardımı olmadan belli bir hayran kitlesi oluşturmayı başaran Walk Off the Earth, grubun beş üyesinin bir gitarı çalarak coverladıkları Gotye’nin “Somebody That I Used to Know” şarkısı ile Youtube’da 100 milyonu aşan hit aldılar. Grubun 2007’de çıkardıkları ilk albüm olan “Smooth Like a Stone on the Beach”i 2010’da çıkardıkları “My Rock” albümü izledi. Walk Off the Earth, üçüncü stüdyo albümlerini Eylül 2012’de Columbia Records’tan çıkaracak.


26 Haziran Salı                     – Jessie J
27 Haziran Çarşamba          - Efes Pilsen Sunar : ZAZ İstanbul
28 Haziran Perşembe          - Garanti Bankası Sunar : Two Door Cinema Club & Metronomy 


8 Kasım 2010 Pazartesi

21. efes pilsen blues festivali bitti


41 gunde, 20 sehirde 26 konserle gerceklesen festival dün son konserleriyle turneyi ve 21. festivalimizi tamamlamış oldu. Bu senenin genç ve dinamik olan gruplarından ve her sene çıtayı yükseltmemizden belki de, 21 yılın seyirci rekorunu İstanbul'da kırımış da oluyorduk.





 ÇEKTİĞİM BAZI KARELER:)
Dolu dolu geçen bir festivalden sonra neler anlatılabilir ki.. özellikle bir çok şeyi biriktirdiyseniz. Genç oldukları için sıkıntı yaşanır korkusu, yerini mükemmel bir sorunsuz seyehate bıraktı. Sürekli kulakları çınlatan şen kahkahaların, yolculuklarda bile bitmeyen müziğin, eğlencenin, paylaşımın festivaliydi..
Örneğin Cumartesi İstanbul konserinde yaşanan bir olaydan bahsedecek olursak; Mitch Woods'un grubu tek tek sololarini yaparken, yaklasik son 10 konserdir gitarist Adam, solosu esnasinda Baris Manco'nun 'Lambaya puf de' parcasindan tonlar calmaya basliyordu ve sarkinin ilk 4 misrasini okuyorlardı. Seyirci de bunu duyunca coskuyla karsilik veriyordu her seferinde. Cumartesi günü de ayni seyi yaptiginda, seyircilerin arasindaki Dogukan Manco soka giriyor, arkadaslarindan mesajlar yagmaya basliyor.


Sonrasinda sahne arkasina gelerek tesekkur etti. Birlikte fotograflar cektirdiler.

Turne sırasında ise aldığımız bir haber bizi şaşırtıyor. Turnenin headlinerı Kenny Neal'ın ve eserlerinin Grammy ödüllerinde 7 dalda aday gösterildiğini öğreniyoruzırasında ise aldığımız bir haber bizi şaşırtıyor. Turnenin headlinerı Kenny Neal'ın ve eserlerinin Grammy ödüllerindğreniyoruz.

Adayliklari:
"Hooked On Your Love”

- Category 1 Record of the Year (#553 on the ballot) [This is for the performance on that track]
“Hooked On Your Love”
- Category 2 Album of The Year (#503)

“Things Have Got To Change”
– Category 3 Song of The Year (#704)
[This is a songwriter award]

“Things Have Got To Change”
- Category 26 Best Traditional R&B Vocal Performance (#039)

“Things Have Got To Change”
- Category 28 Best R&B Song (#110)

“Things Have Got To Change”
- Category 46 Best Improvised Jazz Solo (#301) - Lucky Peterson

“Hooked On Your Love”
- Category 67 Best Contemporary Blues Album (#064)

Seneye kimler olacağı şu anda muamma ama her sene yeni isimleri blues severlerle buluşturan efes ve pozitifin yine birbirinden harika sanatçıları ülkemizde ağırlayacağına kesin gözüyle bakabiliriz..

13 Ekim 2010 Çarşamba

EFES PİLSEN BLUES ile KIBRIS'dayız..

    Kıbrıs'a ilk gelişim. Yıllar önce ayağıma kadar gelen iş tekliflerini sınavlar yüzünden erteleyip erteleyip yine iş yüzünden buraya geliyor olmam ayrı bir konuydu. Ve o kadar tuhaftır ki yıllar önce bana iş teklif eden adamla Kıbrıs Havaalanı çıkışında kafilesini karşılarken karşılaşıyordum.
    Sabahın ilk saatlerinde İstanbul’un ekim ayazında (ekimde ayaz mı olur demeyin kat kat giyindiğimiz halde donuyoruz) botlatrımı, montumu çekip çıktık babamla Sabiha Gökçen Havaalanı yollarına..Turne ekibi Antakya’dan yola çıktıklarından İstanbul’dan ekibe katılan tek bendim. Haliyle yıllarca hep yanımda birileriyle birlikte bindiğim uçak bu sefer beni yalnız kucaklıyordu.
   Çantamdaki kışlıklarım, leptop çantam ve bir giyinip bir çıkarttığım montumla o kapıdan girip bu kapıdan çıkmalarımla uçağa güç bela binebilmiştim. Sabah sersemliğimi üstümden attıran şey ise Pegasus’unyolcuları için 0-6 yaş grubu çocuklardan oluşturduğu “Yolcu Güvenliği” Videosunu izlemek oldu.(Bunu internetten araştırıp hemen bulmam lazım derken Cihan’ın “o video ben de var demesi yüzümü güldürdü” şimdiden teşekkürler :))

VE KIBRIS

   Sakın ha bulunduğunuz ilin havasına güvenip (ya da güvenmeyip) yanınıza yerli yersiz kıyafetler doldurmayın. Şuan ayağımda kışlık botlarım, üzerimde triko kazağımla sıcaktan pişiyorum. Ya bendeki de ne cesaret; Kıbrıs’a boşuna “Batmayan güneşiyle Kıbrıs” dememişler değil mi.. hadi bunu hatırlamadın bari bir zahmet edip de havadurumuna baksan..
   Bir diğer şaşkınlığım da hattımın çekmemesi oldu. Hâh şimdi yedim naneyi derken 20 dk sonra Telsimin (Burada Türkiye de batan malları batmamış olarak ya da eski isimleriyle varlığını sürdürüyor olmalarını görmek çok normal) ekranımda görünmesi ve yurtdşı tarifesi uygulamasını farketmem daha güzel oldu. Türkiye’nin bir parçası olmasına rağmen birde kimliğinle girebildiğin bu memlekette yurtdışı tarifesi uygulamak iş miydi şimdi..
   Bir diğer konu da benim otele gidişimle ilgiliydi. Ekip havaalanında saat 2’de olacağından ben 3 saat beklemeden otelime gideyim dedim.

-*Ercan Havaalanı’ndan Girne’ye (otelime) Gidiş... Sizi karşılayacak biri yoksa ya da cebinizde bol paranızla kumar oynamaya gelmediyseniz kapıda bekleyen onlarca şirket görevlisi yüzünüze bakmıyor. Paşa paşa başka alternatifler aramaya başlıyorsunuz. Bende, beni Girne merkeze 10TL ye götürecek bir servis buldum. (Bunun için de 1 buçuk saat bekledim ama olsun) Taksiye mi binmek istiyorsunuz o zaman çok rahat 90 -100 TL’yi gözden çıkarmanız gerekiyor. O da tahmini ve yolu biliyorsanız.. Bir de siz yolu bilmiyorsunuz ya oooohh dön babam dön mevlana misali.. Benim bildiğim 45 dklık yol biranda olur size 1 buçuk saat.O riske girmektense oturup bir saat beklemek çok cazip geliyor..

* Azıcık da bilgi: Havaalanı Ercan adını, 1974 Harekatı nedeni ile ilk gün şehit olan Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki Fehmi Ercan’dan dolayı almış. Bölgede bulunan Balıkesir ilçesine de adı, Fehmi Ercan Balıkesirli olduğundan dolayı verilmiş.

KIBRIS’tan İzlenimler

Kıbrıs öyle anlatılanlar gibi ( “cennet be kıbrıs” bunu diyen erkekse sakın ha inanmayın, onun cennet kavramı burda malumunuz mutasyona uğrayabiliyor.. Bayansa o konuda da yorum size kalmış...) bir yer değil. Bildiğiniz dökülüyor. Binalar sıvasız, boyaları dökülmüş, resmen ölmüş ağlayanı yok yani. Bir şey alacaksınız dükkanlar kapalı mı açık mı anlamıyorsunuz. Bidiğiniz yaşamayan bir şehir var mı? diye sorsalar “Yaşayan Ölülerin Şehri Kıbrıs’tır” diye cevap veririm sanırım.


Ulaşım bir kere çok pahalı. Taksilerde gece gündüz tarifesi var ve tarife uçuyor sanki. Bir taksiciyle muhabbetimizde taksicilerin ayda net 8 Bin kazandığını duyuyoruz. Taksilerde öyle renoult falan değil, mercedes limuzin falan. “Abi yazık oluyor bu arabalara. Buranın arabası değil bunlar. Türkiye’de otobanda gideceksin bunlarla. Bak bakalım tutabiliyorlar mı beni.” Diyor taksici. Haklı valla.. Bana verseler hız manyağı biri olarak ben bile yasakları çiğnerim çok rahat.


Hadi her şeyi geçtim arabaların direksiyonu sağda. Buna bağlı olarak şeritlerde farklı. Taksiye bindim soldan araba çıkınca şöförün görmediğini sanıp bağırıyorum “abi solda araba var” diye. Adam kaza yapmasın derken ben kaza yaptırıyordum. Yolda yürüyorsun karşıdan karşıya geçeceksin, ilk okuldan beri bize öğretilen “çocuklaar karşıdan karşıya geçerken önce sağaa sonra solaa sonra tekrar sağaa bakacaksınız” cümleleri işlevini yitirmiş, yitirmekle de kalmayıp bu cümleleri aklından çıkarmakta zorluk çeken bizlerin poposunun araba kaportasıyla buluşmasına ramak kalmış durumdaydı.

FESTİVAL GÜNÜ

Konserin gerçekleşeceği alan harika. Deniz manzaralı geniş bir alana kurulmuş sahnede Kıbrıs’ın gecesi ve blues müziği ayrı bir etki yaratıyormuş insanda.( tabi bu etkide ekipteki güzel insanların payını unutmamak gerek). Seyirci kitlesi, turistler ve yoğun olarak üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Bu seneki sanatçıların yaş ortalamasının da daha genç olması muhtemel enerjiyi ikiye katlamakta da hiç sorun yaşatmıyor.

2010 BLUES TURNE EKİBİ

Geçtiğimiz senelerde blues festivalinin gerçekleşeceği bir ilin yerel partnerliğini yapmak çok farklı bir deneyimdi. İnanılmaz şeyler öğrenmiştim bu süreçte. Çalışmak ve her detayı gözden kaçırmadan en iyi şekilde organizasyonu tamamlamak. Bu sene ise kısmen seyirci olarak ekibe dahil olmak ilkti benim için. Bir kere grupla iletişim daha farklı oluyormuş bu süreçte. Daha rahat sohbet edebilmek, ekiple yeni anılar kaydedebilmek, ve en güzeli az müdahale ile (sürekli telsizinizde acil kapıya, burda burda sorun var, şunumuz bitti acil müdahale, teftişe geldiler evraklar.. gibi anonslar duymak gibi) müziği dinleyebilmek..


Müzikle uğraşınca farklı tatlarla bünyeyi sürekli beslemek gerekiyor; doğrusu benim bünyem bunu kabul ediyor. Tek bir tarz bir zaman sonra boğar beni. Plecebo, Muse dinlerken neden bir değişiklik yapıp ruhumu Sebastian Bach’tin Ave maria’sıyla dinlendirmeyeyim.. ya da efkarımı bluesla atmaya çalışayım dediğimde blues yeterli gelmezse kendi arabesk müziğimiz neden yardımıma koşmasın? Aynı duyguları farklı yerlerde farklı dillerde farklı mı yaşıyoruz... Bende her ruh hali değişikliğime uygun farklı müzik tarzlarını bana katıp beni yaşıyorum o an...

KÜÇÜK AMA ÖNEMLİ DETAYLAR

Girne sahiline indiğinizde bir şeyler atıştırıp içedebileceğiniz, muhabbet edip tavla da oynayabileceğiniz bir mekan Pizza Harbour Cafe.. İkinci gün bile kendimizi bir anda yine orada bulduk


• Kıbrıs’ın kırmızı eti meşhurmuş. “Balıkçılık ölü burada” diyor sevgili Efes Pilsen Kıbrıs yetkilimiz. “Burada et yemek istiyorsanız Niyazi’ye gideceksiniz.”


• Kıbrıs’ın ünlü Bellapais Manastırı kahve içmek için güzel bir yermiş. 74 Kıbrıs Harekatı’nda iki taraftan da buraya el sürülmemiş olmasına rağmen kurşunlardan kaçamayan duvarlar hala savaşın izlerini taşımakta. Aynı zamanda Manastırda bulunan da bir konser salonu varmış. Klasik müzik konserleri için salona talep de çokmuş. {Girne’den 15-20dk kadar uzaklıkta}(Biz gidip göremedik, birer kahvesini içip hatrımızı bırakamadık ama size önemle tavsiye ederim)


• Hellim Peyniri bir harika. Zaten hellim peyniri meşhurmuş buranın. Önüme her öğün getirseler usanmadan yiyebilirim sanırım(Benim gibi süt ve süt ürünlerini pek fazla tüketmeyen birinden bunu duymak inanın göz yaşartıcı. Şuan şu cümleleri babam okuyor olsa kuşkusuz kilo kilo spariş vermişti hemen)


• Yabancı içki oldukça ucuz. Ama oturduğunuz bir mekanda içki sparişi verirken aman dikkat.. Sahte içki hazırlamakta Kıbrıs çok profesyonelmiş. Şişe ile istemediğiniz sürece Efes Pilsen’den başka içki tüketmeyiniz.


• İş mi arıyorsunuz? Asgari ücretin çok az olduğundan mı şikayetçisiniz? Çalışma izni alabiliyorsanız Kıbrıs bu konuda kesin çözüm. Asgari ücret min 1100TL den başlıyor bir de memur olursanız değmesin keyfinize kimse.. min maaş 3000TL.. Daha cezbedici durum ise çalışma saatleri. Kışın sabah 08:00 iş başı akşam 15:00 paydos iken, yazın bu saat dilimleri 08:00-13:30 olarak değişiyormuş.. (notum şu ki sebzeler, elektrik, su, doğalgaz, benzin burada oldukça pahalı olduğundan alınan paranın da normal olduğu söyleniyor)


• Kaldığımız otelin en iyisi olduğunu düşünürken gelen bir davete iştirak etmemizle Cratos Casino Part Spa’yla tanışmış olduk. Daha girişteyken açılan gözlerimiz içeri girince bir daha kapanamadı zaten. Görmemişliğimizden değil de burada böyle bir yerin varlığını şahsen bilmemekten açıldı o gözler. Q Caz Bar’da manzaralı, küçük, *samimi (farklı sanatçı konseplerine burada değinmek istiyorum) bir mekan.


• Kaldığımız Jasmine Court Hotel’in oda fiyatları single 210, double 230 TL’den başlıyor. Ancak odalar o kadar geniş ki, single odaların geniş bir salonu varken doublelarda buna bir de mutfak ekleniyor.


• Daha ucuz bir yer arıyorsanız liman manzaralı eski mimarisi ile White Pearl Hotel (Harbour Cafe’nin üstü) sizin için güzel bir seçim olur. Oda fiyatları 80-90TL arasındaymış


• Elektrik biraz sıkıntı. Çünkü burada da Amerika’daki gibi 110 voltluk prizler kullanılıyor.


• Havaalanında beklemek gibi bir gaflete düşerseniz, yanınızda bilgisayarınız da varsa mutlaka bir vın da olmalı.Lakin 8 adet görülen wirelessarın hiç birinin kimse şifresini bilmiyor. Rezalet...


• Unutmadan 40TL’ye turlar sizi oradan oraya gezdirip dururmuş. Detayları bilemiyorum ama sağdan soldan duyduğuma göre alternatifler çokmuş.


Bir Kıbrıs ve Blues maceram burada biterken güzel muhabbetini, şen kahkahalarını, güleryüzlerini esirgemeyen pek değerli ekibime buradan kuçak dolusu sevgilerimi göndermeyi bir borçbilirim :)
P.S.: muhabbetten olsa gerek en az fotoğraf çektiğim yer ve etkinlik olarak kayıtlarıma geçti bu yazı.

4 Eylül 2010 Cumartesi

20. Yılında AkbanK CaZ

Bu sene 20. Yılını kutlayacak olan Akbank Caz Festivali yine birbirinden önemli isimleri cazseverlerle buluşturacak..

AKBANK Uluslararası Caz Festivali, her zamankinden daha da büyük bir coşkuyla İstanbul’un dışına çıkıyor. 20 yıl boyunca İstanbul’un yanı sıra Ankara ve İzmir’i de cazla buluşturan Akbank, Eskişehir’den Gaziantep’e kadar uzanan bir programla farklı şehirlerin, çarpıcı mekanların da etkisiyle şehirlerin binlerce tınısından aldığı ilhamla bu coşkusunu bizlere ulaştırıyor.

Festival programına geçtiğimiz yıllara oranla daha fazla nefes katılıyor. Akbank sponsorluğunda Pozitif Müzik A.Ş tarafından yıllardır başarıyla gerçekleştirilen festival programında Diane Schuur, The Sun Ra Arkestra, Nils Petter Molvaer, Wax Tailor, Hindi Zahra gibi dünyaca ünlü isimler yer alıyor.

Geçtiğimiz hafta açıklanan 20.Akbank Caz Festivali programında sizlere önerebileceğimiz çalışmalar da var. Eğer farklı bir rüzgâra katılmak, müzikle cazla kendinizi yeniden keşfetmek istiyorsanız, farklı illerin üniversitelerinde gerçekleşecek olan Kampüste Caz etkinliklerine katılmanızı önemle tavsiye ederim.

Festival programına halâ ulaşamadıysanız, işte festivalin tüm detayları sizlerle..

AKBANK 20. CAZ FESTİVALİ


23 Eylül – 12 Ekim 2010

İSTANBUL LÜTFİ KIRDAR ULUSLARARASI KONGRE VE SERGİ SARAYI

23 Eylül, Perşembe > 21:00 > The Count Basie Orchestra dir. by Denis Mackrel featuring Carmen Bradford

AYA İRİNİ

24 Eylül, Cuma > 20:30 > John Surman with Chris Laurence & The Trans4mation String Quartet

25 Eylül, Cumartesi > 20:30 > Paganini Trio

CEMAL REŞİT REY KONSER SALONU

29 Eylül, Çarşamba > 20:00 > Miroslav Vitous “Remembering Weather Report” featuring Franco Ambrosetti

30 Eylül, Perşembe > 20:00 > Diane Schuur

01 Ekim, Cuma > 20:00 > The Sun-Ra Arkestra

02 Ekim, Cumartesi > 20:00 > Omar Sosa Afreecanos Trio featuring Special Guest Paolo Fresu

AKBANK ART CENTRE

24 Eylül, Cuma > 15:00 > EJN PANEL / Global Jazz – Local Jazz

> 19:00 > Kaiser & Semih - Composer Duo Music

25 Eylül, Cumartesi > 13:00 > Mavi Jeans İle T-Shirt Tasarımı

27 Eylül, Pazartesi > 19:00 > Barbarlar featuring Craig Harris

28 Eylül, Salı > 19:00 > Akbank Caz Retrospektif: 20. Yıl Belgesel Özel Gösterimi

29 Eylül, Çarşamba > 19:00 > Popüler Müzikte Caz’ın Yeri

02 Ekim, Cumartesi > 13:00 > Mavi Jeans İle T-Shirt Tasarımı

> 19:00 > Evan Parker & KonstruKt

05 Ekim, Salı > 19:00 > Oğuz Büyükberber Solo

06 Ekim, Çarşamba > 19:00 > Joost Lijbaart & Wolfert Brederode

07 Ekim, Perşembe > 15:00 > Plak Kapağı Tasarım Atölyesi

08 Ekim, Cuma > 15:00 > Dans’la Etkileşim

> 19:00 > Evo Trio featuring Manuel Dunkel

09 Ekim, Cumartesi > 14:00 > Ezo Sunal Çocuk Atölyesi - “Çocuklarla Caz “

10 Ekim, Pazar > 14:00 > Caz Portreleri - Aykut Uslutekin Atölye Çalışması
BABYLON

23 Eylül, Perşembe > 22:30 > İmer Demirer Quartet

24 Eylül, Cuma > 21:30 > Okay Temiz 3 + 1 Project - Xavier Desandre Navarre, Minino Garay & Nedim Nalbantoğlu

> 23:30 > Aka Moon & Mısırlı Ahmet

25 Eylül, Cumartesi > 21:30 > Aydın Esen & Wolfgang Muthspiel

> 23:30 > İlhan Erşahin’s Istanbul Sessions

26 Eylül, Pazar > 19:00 > Alp Ersönmez Quartet

> 21:00 > Barbarlar featuring Craig Harris

27 Eylül, Pazartesi > 20:30 > Graham Haynes / Hardedge

28 Eylül, Salı > 21:30 > Nils Petter Molvaer

29 Eylül, Çarşamba > 21:30 > Wax Tailor

30 Eylül, Perşembe > 22:30 > Burhan Öçal & Jamaaladeen Tacuma & Wolfgang Puschnig

01 Ekim, Cuma > 23:00 > Aronas

02 Ekim, Cumartesi > 23:00 > Calibro 35

03 Ekim, Pazar > 19:00 > Instant Composers Pool Orchestra

10 Ekim, Pazar > 19:00 > Düşler Akademisi

GHETTO

08 Ekim, Cuma > 22:30 > Hindi Zahra

NARDİS

06 Ekim, Çarşamba > 21:00 > Roggenkamp; Focan; Luebke Trio

07 Ekim, Perşembe > 21:00 > Roggenkamp; Focan; Luebke Trio


THE SEED

07 Ekim, Perşembe > 21:00 > Tuluğ Tırpan Trio My Green Color / Konuk Sanatçı: Sertap Erener

09 Ekim, Cumartesi > 21:00 > Selen Gülün by Selen Gülün

SALON

29 Eylül, Çarşamba > 20:30 > Baki Duyarlar OnQ Band "Overseas"

06 Ekim, Çarşamba > 20:30 > Oguz Buyukberber; Simon Nabatov; Gerry Hamingway

PERA MÜZESİ

24 Eylül, Cuma > 17:00 Vanities’de Cinayet / Murder at the Vanities

25 Eylül, Cumartesi > 18:00 Cabin in the Sky

29 Eylül, Çarşamba > 17:00 Altın Kollu Adam / The Man with the Golden Arm

01 Ekim, Cuma > 17:00 Laura

06 Ekim, Çarşamba > 17:00 Gölgeler / Shadows

> 19:00 Bir Cinayetin Anatomisi / Murder of an Anatomy

13 Ekim, Çarşamba > 17:00 Yarın Tehlikede / Odds Against Tomorrow

> 19:00 Gölgeler / Shadows

15 Ekim, Cuma > 19:00 Laura

16 Ekim, Cumartesi > 12:00 Kadın Kadındır / A Woman is a Woman

> 14:00 Vanities’de Cinayet / Murder at the Vanities

> 16:00 Cabin in the Sky

> 18:00 Yarın Tehlikede / Odds Against Tomorrow

17 Ekim, Pazar > 14:00 Altın Kollu Adam / The Man with the Golden Arm

> 16:00 Kadın Kadındır / A Woman is a Woman

> 18:00 Bir Cinayetin Anatomisi / Murder of an Anatomy
CAZLI BRUNCH

26 Eylül, Pazar > 11:00 – 15:00 > Moda Teras

03 Ekim, Pazar > 11:00 – 15:00 > Mutfak Sanatları Akademisi

10 Ekim, Pazar > 11:00 – 15:00 > Akbank Sanat Merkezi

KAMPÜSTE CAZ

Galatasaray Üniversitesi > Aydın Doğan Oditoryumu

04 Ekim, Pazartesi > 20:00 > Sarp Maden 4


Sabancı Üniversitesi > Gösteri Merkezi Salonu

05 Ekim, Salı > 20:00 > Sarp Maden 4

İstanbul Teknik Üniversitesi > Maçka Mustafa Kemal Anfisi

06 Ekim, Çarşamba > 20:00 > Sarp Maden 4


Kadir Has Üniversitesi > Eğitim ve Kültür Merkezi Salonu

07 Ekim, Perşembe > 20:00 > Sarp Maden 4


Boğaziçi Üniversitesi > Ayhan Şahenk Salonu

11 Ekim, Pazartesi > 20:00 > Sarp Maden 4

Bahçeşehir Üniversitesi > Fazıl Say Salonu

12 Ekim, Salı > 20:00 > Sarp Maden 4


KAMPÜSTE CAZ (TURNE),

Eskişehir Anadolu Üniversitesi > Sinema Anadolu Salonu

04 Ekim, Pazartesi > 20:00 > Selen Gülün Trio


Ankara Hacettepe Üniversitesi > Kültür Merkezi

05 Ekim, Salı > 20:00 > Selen Gülün Trio


İzmir Ege Üniversitesi > Konferans Salonu

06 Ekim, Çarşamba > 20:00 > Selen Gülün Trio


İzmir Ekonomi Üniversitesi > Kültür Sanat Evi

07 Ekim, Perşembe > 20:00 > Selen Gülün Trio


Gaziantep Üniversitesi > Atatürk Kültür Merkezi Salonu

08 Ekim, Cuma > 20:00 > Selen Gülün Trio


AKBANK SANAT CAFE’DE AKŞAMÜSTÜ CAZ

25 Eylül ve 02 Ekim 18:00 – 19:30


BABYLON LOUNGE’DA PLAK PAZARI

2 Ekim - 10 Ekim 15:30 – 18:30


CRR SERGİ

AYKUT USLUTEKİN

23 Eylül – 12 Ekim 2010

ESKİLERDEN AFİŞLER

29 Haziran 2010 Salı

"Tarih Yazalım" İstanbul Sonisphere Festival


Haftalardır beklenen bir konser dizisi geçtiğimiz günlerde bizlerle buluştu. 11 ülkede gerçekleştirilen ve bu zamana kadar düzenlenen en kapsamlı rock festivali olarak bilinen Sonisphere Müzik Festivali'nin Türkiye ayağı, 25-26 ve 27 Haziran'da İnönü Stadyumunda gerçekleşti. Stadyum aslında bu tarz kalabalıklara hep alışıktı ancak sloganlara alışık olan İnönü'nün müzikle bulşması bu sefer daha farklıydı.

İnsanlar sahneyle o kadar çok bütünleşmişlerdi ki... Böyle konserlere aç olan türk gencinin, medeni bir şekilde ve olağan üstü bir şekilde duygularını, isyanlarını müzikle haykırmaları kadar doğal ne olabilirdi ki.. Sadece bizler değil, Rammstein'dan Slayer'a, Manowar'dan Metalica'ya kadar gelen tüm gruplar türk seyircisine olan hayranlıklarını sürekli ile getirmekten kaçınmadılar.

İlk günün yoğunluğu hafta içi olmasına rağmen görülmeye değerdi. Ee ne de olsa sahneye çıkacak olan grup Rammstein'dan başkası değildi. Genelde sert sözleri ve pornografik showlarıyla dikkat çeken grubun sahnesine bu sefer alevler hakimdi.

"Bir Alev Yağmuru Mudur Gökyüzünden Düşen?"

Rammstine'nın sahnesi inanılmazdı. Adamlar öyle bir sahne showu hazırlamışlar ki, insanlar hiç bir anı kaçırmamak için ne yemek yemeye ne de tuvalete gitmek için yerlerinden ayrılmaya yeltendiler. Toplasanız belki üç şarkısı ezberlerinde vardı seyircinin; ancak o üç şarkı bile bizleri onlara onları ise bize bağlamaya yetti. Bir ara nerden geliğini bilmediğimiz bir zodiac bot seyircinin üstünde ordan oraya gezinmeye başladı. Sonrasında sahnenin içine doğru roketler fırlatıldı. Bizler yine" Bu işte bir yanlışlık var; ters giden bir şeyler var." düşüncesiyle tırnaklarımızı yemeye :p başlamışken konseptin bir parçası olduğunu hemen sonrsında öğrendik:)

Ve Metalica

Metalica'nın Türkiye'ye bu ilk gelişi değil, ancak bu gelişlerinde biraz daha şaşırdıklarını söyleyebilirim. Şarkılarını tek bir ağızdan onlarla birlikte haykıran tam 40 bin genç... Bunun da karşılığını en uzun süre sahnede duran headliner olarak seyirciye gösterdi. Normalde 1,5 saatlik sahne performans süresini aşarak 2 saati aşkın bir süre sahnede istenilen tüm parçaları seslendirdiler. Buna bizim şaşırdığımız gibi sanırım onlar da kendilerine biraz şaşırdı. . Bu tabi ki, bulunması zor biz zeyircilerin mükemmelliğinden kaynaklanıyordu.

Organizasyon Notları:

* Konser alanında bazı yerler gereksiz yere boştu. Görüntü açısından pek hoş durmuyordu
* Organizasyon gövenliği hariç Stadın kendi güvenliği inanılmaz iyiydi. Öyle ki seyirciye arkalarını döndüklerini bir kez bile görmedim.
* İçeceklerin Tuborg ve fiyatlarının da 7,5 TL olması yetmezmiş gibi satılan sandiviçlerin, hamburgerlerin son kullanma tarihlerinin de geçmiş olması organizatörlere yakıştırılmadı
* Güvenlik sınırları net bir şekilde belirtilmemişti. Öyle ki, sahne önünde acil bir durum olması durumunda  Ambulans'ın alana girme olasılığı yok denilecek kadar azdı.
* Manowar'ın basçısının türkçe konuşması herkesi şoka soktu:)

 

28 Haziran 2010 Pazartesi

"Geçmişten Günümüze Efes Pilsen One Love Festival"





Sanayi Devriminin eski köyü yakıp yerine yeni bir dünya yaratma girişimiyle birlikte başlayan ve insanların farklılaşan talepleri karşısında ne yapacaklarını bilemeyen şirketlerin, uluslararası piyasada da etkinliğini arttırması "Pazarlama" kavramının da doğmasına neden oldu. Küreselleşmenin de patlak vermesiyle, firmalar, pazarlama kavramı yetmezmiş gibi ona birde yeni uzuvlar eklediler. Artık firmalar arasındaki bu rekabet, firmaları reklam, marka oluşturma, toplumsal projelerde sponsorluk gibi yeni oluşumlarla faaliyetlerini devam ettirebilme fırsatı tanıdı.



Şirketlerimiz gelişirken konu ile ilgili uzmanlarımız da sadece kendi ülkelerinde kalmayarak, dünyada da isimlerini duyurmaya ve yeni tanımlamalarla insanlara yol göstermeye başladılar. Bunlardan biri olan Philip Kotler Milano'daki bir konferansında bir okuruna şöyle der; "Pazarlama, sürekli bir değişim içinde olmak zorundadır." Peki neden? Pazarlamayı bir kalıptan ibaret olarak gören birçok kesim, kendilerinin aslında bu kavramın ayrılmaz bir parçası olduklarının farkında değillerdir. Çünkü pazarlama, biz insanların, aynı zamanda tüketicilerin, ihtiyaç ve isteklerini karşılamaya yönelik bir süreç ve değişimdir.




Türkiye ve Dünya'daki hızlı gelişimin takvimi 2002 yılının Haziran ayına takılır. Yeni bir kavram (Etkinlik Pazarlama) eski bir isimle farklı bir boyutta buluşarak,9 yıldır varlığını başarıyla devam ettiren bir gençlik festivalinin doğuşuna ve yaşamasına olanak tanırlar. 9 yıl önce Efes Pilsen Summer Fest olarak başlayan bu serüven, ilk yılki coşkusuyla, ismini Efes Pilsen One Love Festival olarak yaşatmaya devam ettirmektedir.



NEDEN BÖYLE BİR ETKİNLİĞE GEREK DUYULDU?




80'li yıllar ve öncesi, biranın, su gibi tüketildiği, beslenmedeki olumlu katkısı ve bira bahçelerinde yapılan hoş sohbetlerin eğlenceli içeceği olarak görülmesi, büyük bir darbe almıştı. Yeni yasal düzenlemeler çağdaş düşünce yapısını elimine etmek istese de, kurumlar bu oluşumu kaybetmek istemiyorlardı. Bir şeyler yapmalıydılar; bir faklılık... İşte böyle bir dönemde Efes Pilsen'in yolu Pozitif'in yaratıcılığıyla kesişti. O dönem, Efes Pilsen Blues Festival ile başladıkları 20 yıllık yolculuklarına, 9 yıl önce Efes Pilsen One Love Festival'ıda ekleyerek farklı segmentlerle kol kola yürümeye devam ettiler.




Aslında her şey Efes'in bir açıkhava festivali düzenlemek istemesinden doğmuştu. O dönemin koşullarının yeni bir soluk getirmek isteyen Efes, Pozitif'in Manu Chao'yu ülkemizde ağırlamak istemesiyle " Bu neden bir açıkhava festivali olarak gerçekleştirilmesin?" fikrini gündeme getirdi. Yapılmak istenende aslında tam olarak buydu. Günün erken saatlerinde başlayarak, gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam eden 2 günlük bir açıkhava festivali. Fikir gerçekle yüzleşti ancak istenene tam olarak ulaşılamamıştı.


Bu ilk festivale ev sahipliği yapan Maslak Venue, festivalin ilk yıllarında ancak geç saatlerde yoğun bir taleple karşılaşıyordu. Türk halkında henüz gündüzden geceye aynı mekan içerisinde eğlenme anlayışı olmadığından, festivalin daha kapsamlı olmasına ve farklı etkinliklere ihtiyacı vardı. Her zaman yeni doğan bir bebeğin emeklemeden koşması beklenemezdi tabi. İster mekan değişikliği, ister WOM'un ( ağızdan ağıza anlamını taşıyan bir pazarlama çeşididir. Günümüzde farklı uygulamalarıyla yoğun olarak kullanılmaktadır) etkisi, isterseniz de festivale eklenen farklı etkinlikler deyin, Efes Pilsen One Love Festival her yıl büyük bir heyecanla beklenen ve "Keşke yılda bir kez değilde yazın ayda bir organize edilen bir festival olsa!" temennileriyle farklı kültür ve sanat etkinliklerini bir araya getirmeye ve bizlerin değişen taleplerine cevap verebilme gücüyle sevenleriyle buluşmaya devam ediyor.


Ne diyelim umarız "Sevgi Kelebekleri" bu yıl yolculuklarına binlercesini ekleyebilmiştir:)



23 Haziran 2010 Çarşamba

Emeklemeden Koşan Festival; "Freshtival" :)



Her şey hummalı bir çalışmayla başladı. Üst üste gelen festivallerin ve konserlerin ön hazırlıkları ile iç içe geçmiş iş hayatımız, etkinlik günü hem sevinç, hem de ardında bıraktığı derin ağrılarla bir başka konsere bizi devir teslim etti. İşte uzunca bir süre yazıyla buluşamamamın nedeni de burdan kaynaklanıyor.

Takvimim 29 Mayıs'ı gösterirken, bizler Küçükçiftlik Park'da 2. günümüzü yaşamaya başlıyorduk. Parkın alışılagelmiş beton zemini serilen çimlerle bambaşka bir görünüm kazandı. Öyle ki insanlar sahneye Mika çıkana kadar yerlerinden ayrılmadılar. Çimlere serilmiş yüzlerce festgenç, sıcakların başlaması ile şehrin en işlek semtinde, böyle güzel bir festivalde yaza merhaba demenin şaşkınlığı içerisindeydi. Öyle ki alanda dolaşırken ayaklarım altında kalabilecek kafa, kol, bacak gibi uzuvlara zarar verebileceğim korkusuyla dolanmakta biraz ürkek davrandım.




Festivalin mutfağı nasıldı sorusunu cevaplamak hiç zor olmasa gerek. Küçücük bir odada çalışmaya çalışan güzel ekibimiz, aniden çkan eğlenceli kararlarla kendine küçük eğlenceler çıkartıyordu.:) Örneğin Mika'ya sahnede eşlik eden o eğlenceli gurup, sanıldığı gibi yabancı bir prodüksiyon değil, tamamen bizim ekibin hiç bir hazırlığı olmadan yer aldığı bir konseptti



Aslında belki bir çoğumuzun beklemediği kadar büyük ilgiyle tamamlanan festivale, Mika damgasını vurdu. Son ana kadar Mika'nın çıkmasını bekleyen kalabalık, Mika'nın sahne almasıyla, çimle bütünleştirdikleri vücutlarını gökyüzüne fırlattılar. Bu sırada bendeniz, anakapının dışına kadar taşmak üzere olan kalabalığın bir köşesinde kendine yer açmış, bir taraftan görevini yapmaya çalışan ancak üzerine yüklenen sorumluluğun bilinciyle ağırbaşlı tempomu tutmakla meşguldüm:)


Biraz sanatçılardan bahsedelim o zaman.Mika'dan önce sahne alan The Raveonettes Rock müzik severleri sert ama coşkulu ritmleriyle freshtival seyircisini Mika öncesi "Haydi Coşmaya Hazırlanın" duyurusu yaptı.Tabi Mika'nın sahnesinde neler olacağını bilemeyenler, olacaklardan habersiz yavaş yavaş hareketlenmeye başladı.










SaHne ÖnceSi Mİka;

Bu ne şeker bir insandır böyle. İnanılmaz sempatik, cıvıl cıvıl ve yerinde duramayan bir insan kendisi. Kulis ekibini zor durumda bırakmayan, hiç bir ani koşuşturmaya neden olmayan, kaprizsiz, hâlkulade bir müzik tutkunu kendisi. Sahne arkasında da fotoğraf çekimlerinde hiç bir sıkıntı yaşatmadığı gibi, birbirinden güzel pozlarıda bizimle paylaştı.














Ve Sahnede MİKA

Sahne inanılmazdı. Süprizlerle dolu, olağan üstü renkli, eğlenceli bir çalışma daha önceden izlememiştim. Yerinde duramayan, sahne üstünde yer alan tüm meteryallerin tepesinde görebileceğiniz bir sanatçı hayal edin. Biran seyircinin üstüne atlayacağından bile endişelendim. Böyle bir şey olsa sanırım ikinci el üstünde aşağıya çekilirdi:) Temponun hiç düşmediği, insanların yerinde duramadığı bu rengarenk konsepte, bir de İnönü Statyumu'ndan atılan havai fişekler eşlik etti.

Freshtival daha 2. Yılında vazgeçilmez bir festival olacağını böylelikle tüm müzik ve festival sevenlere kanıtlamış oldu. Emeği geçen :) herkese sonsuz teşekkürler.