Zaman mı hızla geçiyor, yoksa insanlar istediklerini gerçekleştirebilmenin kolay yolunu mu buldu ?
Geçen gün elime geçen bir gazetenin ön sayfasındaki haberi görünce garip bir duygu hissettim. 24 yaşındaki Amerikalı aktrist Amanda Bynes emekliliğini açıklamış. Başlığı görünce önce bir şaşırıyor insan. Neydi; ne kadar kazandı ve neden emekli oluyor gibi sorular hızala saliseler içinde beynimde dönerken, haberin detaylarında buluyorum cevaplarımı. Forbes dergisinin yayınladığı listede, "2007 yılında Amerka'nın en çok kazanan genç isimleri arasında 5. sırada yer alan sevgili Amanda, işini artık sevmediğinden emekliye ayrılıyor"muş... 24 yaşında, ne yapacağını bulmuş ve bunda para kazanmış, dünyaca ünlü, dünyanın en çok kazanan genç isimleri arasında 5. olarak yerini almış.. Şimdi konu şuraya dayanıyor; NEDEN? NASIL? Aslında tüm bu soruların cevabı istemekten geçiyor. İstemek ve istediklerin doğrultusunda harekete geçmek. Bir çoğumuz ( kendi ülkemin genç simalarına bakıyorum ) bırakın en çok kazanmayı, henüz ne yapacaklarını bile bilmiyorlar. En başında, sevmedikleri bir bölümde sırf üniversite okumuş olmak için yıllarını harcıyorlar. Bittikten sonra da, başlarda başlayan büyük bir boşluk, sonrasında da okudukları bölüm dışında para kazanabilmek için çalışılan herhangi bir meslek.. Sonuç hüsran.
"Ben star olmayacağım, ben efsane olacağım."
Bu konuarı açmamın aslında tek sorumlusu Efsanevi Yıldız Freddie Mercury. O bir çoğumuzun bildiği ve hâla dilimizden düşürmediği "Bohemian Rhapsody", "Somebody to Love", "We Are the Champions", "Don't Stop Me Now", "Killer Queen" ve "Crazy Little Thing Called Love" gibi pek çok uluslararası hit parçanın yazarıdır. Ve Britanyalı rock grubu Queen'in o muhteşem solisti.
Kökeni Farsi idi. Hindistan'da büyümüş ve şuanda Tanzanya'nın bir parçası olan Zanzibar'da dünyaya gelmiş ancak 17 yaşındayken ailesi ile birlikte İngiltere'ye göç etmişlerdi. Dolayısıyla dünyanın ilk Hintli rock yıldızı olduğu öne sürülmekteydi. Piyanoyu, gitarı çok az bilmesine ve hatta çok karmaşık harmoniler yazmış olmasına rağmen nota bilgisi yok denecek kadar azdı. Çok özel bir sese sahipti. Normal konuşma sesi bariton aralığında olmasına karşın şarkı söylerken ki sesi tenordu. Ve hiç formal vokal eğitimi almadığını söylemişti.
"Müzik aynen resim çizmeye benzer..resmi çizerken arada neye benzediğini görmek için bir adım geri çekilmek zorundasındır..Ben de Queen den bir adım geri çekiliyorum..sevenlerimin,müziğimi ebediyete kadar hayatta tutmalarını istiyorum"
Mercury, opera ile rock müziği harmanlayarak yeni bir müzik anlayışı ile dünyayı kasıp kavuran, sahnedeki şovu, duruşu pek çok kişi tarafından hala dünyanın en güçlü vokali olarak anılan unutulmaz bir sanatçıdır. Bu başarının arkasında aslında ne yapmak istediğini bilen ve tüm koşulları - koşullar olmasa dahi - bu doğrultuda olur kılan, inancı ve isteklerinden başkası değildi.
Gruplar ve Sanatçılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gruplar ve Sanatçılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Haziran 2010 Salı
19 Nisan 2010 Pazartesi
NarC

Ne varsa bu İzmit'de var diyebilirim aslında. Havasından mıdır; yoksa suyundan mı? bilmiyorum ama en güzel yerli gruplar bana göre burdan çıkıyor. Peki, "bu kadar güzeller de neden biz bilmiyoruz?" derseniz,tanıtımdaki eksikliği ve destek bulamamalarını neden gösterebilirim.
Bir grubun kendini geliştirebilmesi için en önemli etmenler; çalışmaları, prova yapmaları ve dinleyicileriyle buluşabilmeleridir. Eğer siz siyasi, hukuki, dini gibi bir çoğu mantıksız nedenlerle bu insanların önünü keserseniz, tiyatroları, sinema salonlarını, barları kapatır, onları küçücük mekanlarda, kimi zaman evlerinde sanatlarını icra etmeye mecbur bırakırsanız ( ki bu bile, bazı kalıplardan çıkamamış kimi kesimlerce çocuklarının ve kendilerinin ahlakını bozacak toplantılar, huzur ve rahatı bozacak davranışlar olarak nitelendirilmekte) ne gelişmiş bir toplum, anlayış, saygı, sevgi, barış bulabilirsiniz; ne de o kaybetmekten korktuğunuz rahat koltuklarınızda bir ömür geçirebilirsiniz.

Konu şu ki, bu koşulsuzluklarla boğuşurken, farklı kesimlerce sunulan olanakları görüp kendilerine bir fırsat yaratmaya çalışan genç yeteneklerimiz de var. Bunlardan biri de "NarC". Narc çok sevdiğim arkadaşlarım tarafından 2007 yılında kurulan İzmit'li bir grup. O dönemler her biri kendilerince farklı uğraşlarla bağlı oldukları müzüğe, bir araya gelerek farklı bir ruh kattılar. Örneğin grubun gitarcısı Odi lakaplı sevgili Onur:) sevdiği şarkıların sözlerini çıkarır, yeni sözler yazar ve nasıl olmuş diye bana gönderirdi. Bazen öyle işlere imza atardı ki, burdan da itiraf etmeliyim ki bir gün boyunca defalarca şarkıyı başa sardığım olurdu:)
Şenlikler, barlar, derken şimdi adlarını Rock'n Dark yarışmasının Bursa elemelerinde aldıkları dereceyle duyuruyorlar. Bu da demek oluyor ki, yakın gelecekte yeni nesli karşılayacak olan kaliteli adamlar yolda:)

29 Nisan'da yapılacak olan yarı finalde internet ve 30 Nisan'da jüri oylamasıyla ana finale kalacak grup belirlenecek.
Ben eminim çok iyi bir dereceyle dönecekler Kocaeli'ye.. Başarılar çocuklar.
NoT: Destekleriniz için, alttaki linke tıklayarak, üye olduktan sonra Narc grubuna bir 5 yıldızı çok görmezde gönderirseniz çok seviniriz:))
http://www.rockndark.com/events/_2010/_4/Rock-n-Dark-Muzik-YarIsmasI-Finali_1/contestants/NARC
18 Mart 2010 Perşembe
MarSiS

Onların hikayesi, bir avuç zaman diliminden daha kısa bir zaman önce başladı. Birbirinden farklı şehirlerin çocuklarının yolları, hepimizin ortak dili olan müzikle kesişti. Bende onlarla üçünçü memleketim de karşılaştım. Yaşar(grubun davulcusu) zaten İzmit'teki müzik gruplarının çoğunun vazgeçilmez davulcusuydu. Ee konser, müzik, festival, organizasyon denilince akla ilk gelen ekip de bizler olunca, kasetlerilerinden önce kendilerini dinlemek erkenden nasip oldu. Peki kimdir bu marsis? Onların dilinden alıntı yapalım o zaman biraz.
""Kendi deyimleriyle, Karadeniz’in içinden gelen ve içlerinden hep Karadeniz gelen bir grup gencin, yel değirmenlerine meydan okuyan Don Kişot misali isyanı Marsis: nükleer santrallere, savaşlara, gönlümüze teğet geçen, zaman zaman saplanıp kalan kurşunlara, bombalara... Onların seslerini duymamak için, gürültülerini bastırmak için bağırıyorlar, çağırıyorlar.
Unutmak istedikleri, unutmak istemedikleri, umutla bekledikleri çok fazla şey olan bir grup gencin, tüm bunlara inat topuklarını yere vura vura, neşeyle teptikleri bir horon Marsis: ellerinde kemençeleriyle, tulumlarıyla, gitarlarıyla, davullarıyla, avaz avaz... Onlar seslerini duyurmak için, sessiz kalanlara inat gürültü yapmak için bağırıyorlar, çağırıyorlar.""

Gelelim sahne performanslarına; tek kelimeyle olağan üstü. Düşünün ki Kocaeli Üniversitesi'nin Bahar Şenlikleri'nde binlerce lira verilerek getirtilen sanatçılardan daha çok insanı eğlendirdiler; ve ne kadar verdilerse o kadarını da aldılar. Doymadılar, doymadık tekrar geldiler. Yine şarkılarının tatlarını damağımzda bırakarak ayrıldılar. Şimdi en yakın programları 24 Mart Çarşamba Babylon'da. Umarım yetişebilirim:))
İyi ki varsınız çocuklar. İyi ki birbirinizi, bizi bulmuşsunuz ve bizler de sizi bulmuşuz.
15 Mart 2010 Pazartesi
Ayrılık Yazıyor Arkası Yarınlarda; DurmA "GRiPiN"
Yılar önce bir gün, kimin olduğunu bilmediğim bir grubun, kimin bilgisayarından bulup mp3üme yüklediğimi hatırlamadığım bir albümünü dinliyordum. Şarkılar o kadar güzel ve ses o kadar albeniliydi ki, hani olur ya bazen takılıp kalırsınız bir şarkıya, ezberleyene kadar ya da siz şarkıyı eskitene kadar ne dilinizden ne de kulağınızdan eksik edersiniz. İşte benimki de öyle bir şeydi. Sonra fark ettim ki kimdir bu grup, neyin nesidir, kimin feshidir, in-midir cin-midir hiç bir şey bilmiyorum. Tahmin etmeye çalışıyorum yok; bir türlü bir kılıfa sokamıyorum. Tüm bu sorular ve merak dürtüleriyle 1 saatlik yolumu büyük ızdıraplarla tamamlayıp kendimi bilgisayarın başına attım. Tek bir tahminim "çuk" diye oturmuştu; o da kellik kısmıydı. neden acaba? :) 
Ertesi gün telefonum çaldı; arayan Birol falan değildi:/ Bir konser için Gripin o zamanlar bulunduğum şehre geliyordu ve benden de bu konser için çalışmalar yapmam isteniyordu. Haliyle -işin gelmesine değil tabiki de- tesadüfün böylesine şaşırdım.
O gün gelir, hava muhalefetinden dolayı açık hava konseri 1 hafta ertelenir. Şans bu ya ertesi hafta da bir önceki haftadan farksız değildir. Konser değişik şartlarda, bir şekilde gerçekleşir. Ve her şeye rağmen GRiPiN ekibi o güzel tebessümlerini yüzlerinden eksik etmezler. Şimdi askerden yeni döndüler ve ayaklarının tozuyla, askerlik zamanlarının verdiği bir başkalaşımla m.s 05.03.2010 adlı üçüncü albümlerini, albümün isminden de belli olduğu gibi 5 Mart'ta sevenleriyle buluşturdular. Bu albümün en favori parçası da sözlerinin Birol Namoğlu'na, bestenin ise Yunanistan'da klasikleşmiş bir aşk şarkısı olan 'Fevgo' adlı parçanın bestecisi Antonis Bardis'a ait "Durma Yağmur Durma" adlı şarkı olacak gibi duruyor. Bu sefer albümdeki parçalar biraz fazla efkarlı, hüzün dolu olsa da gayet başarılı. Bakalım zaman onlara geri dönüşü nasıl sağlayacak.

Ertesi gün telefonum çaldı; arayan Birol falan değildi:/ Bir konser için Gripin o zamanlar bulunduğum şehre geliyordu ve benden de bu konser için çalışmalar yapmam isteniyordu. Haliyle -işin gelmesine değil tabiki de- tesadüfün böylesine şaşırdım.
O gün gelir, hava muhalefetinden dolayı açık hava konseri 1 hafta ertelenir. Şans bu ya ertesi hafta da bir önceki haftadan farksız değildir. Konser değişik şartlarda, bir şekilde gerçekleşir. Ve her şeye rağmen GRiPiN ekibi o güzel tebessümlerini yüzlerinden eksik etmezler. Şimdi askerden yeni döndüler ve ayaklarının tozuyla, askerlik zamanlarının verdiği bir başkalaşımla m.s 05.03.2010 adlı üçüncü albümlerini, albümün isminden de belli olduğu gibi 5 Mart'ta sevenleriyle buluşturdular. Bu albümün en favori parçası da sözlerinin Birol Namoğlu'na, bestenin ise Yunanistan'da klasikleşmiş bir aşk şarkısı olan 'Fevgo' adlı parçanın bestecisi Antonis Bardis'a ait "Durma Yağmur Durma" adlı şarkı olacak gibi duruyor. Bu sefer albümdeki parçalar biraz fazla efkarlı, hüzün dolu olsa da gayet başarılı. Bakalım zaman onlara geri dönüşü nasıl sağlayacak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



