25 Ekim 2010 Pazartesi

AYA İRİNİ

Akbank Caz bitti ancak yoğunluktan katıldığım hiç bir konseri yazamadım. Hiç değilse mekan olarak beni çok etkileyen, mistik, tarihi bambaşka bir yer olan Aya İrini'den bazı kareleri sizlerle paylaşıyım.
Fotoğraf çekerken, artık profesyonel bir makineye geçmelisin, oklarının sürekli başıma başıma isabet etmesi sanırım bir işaret olsa gerek:)
  ÇEKTİĞİM BAZI KARELER:)





13 Ekim 2010 Çarşamba

EFES PİLSEN BLUES ile KIBRIS'dayız..

    Kıbrıs'a ilk gelişim. Yıllar önce ayağıma kadar gelen iş tekliflerini sınavlar yüzünden erteleyip erteleyip yine iş yüzünden buraya geliyor olmam ayrı bir konuydu. Ve o kadar tuhaftır ki yıllar önce bana iş teklif eden adamla Kıbrıs Havaalanı çıkışında kafilesini karşılarken karşılaşıyordum.
    Sabahın ilk saatlerinde İstanbul’un ekim ayazında (ekimde ayaz mı olur demeyin kat kat giyindiğimiz halde donuyoruz) botlatrımı, montumu çekip çıktık babamla Sabiha Gökçen Havaalanı yollarına..Turne ekibi Antakya’dan yola çıktıklarından İstanbul’dan ekibe katılan tek bendim. Haliyle yıllarca hep yanımda birileriyle birlikte bindiğim uçak bu sefer beni yalnız kucaklıyordu.
   Çantamdaki kışlıklarım, leptop çantam ve bir giyinip bir çıkarttığım montumla o kapıdan girip bu kapıdan çıkmalarımla uçağa güç bela binebilmiştim. Sabah sersemliğimi üstümden attıran şey ise Pegasus’unyolcuları için 0-6 yaş grubu çocuklardan oluşturduğu “Yolcu Güvenliği” Videosunu izlemek oldu.(Bunu internetten araştırıp hemen bulmam lazım derken Cihan’ın “o video ben de var demesi yüzümü güldürdü” şimdiden teşekkürler :))

VE KIBRIS

   Sakın ha bulunduğunuz ilin havasına güvenip (ya da güvenmeyip) yanınıza yerli yersiz kıyafetler doldurmayın. Şuan ayağımda kışlık botlarım, üzerimde triko kazağımla sıcaktan pişiyorum. Ya bendeki de ne cesaret; Kıbrıs’a boşuna “Batmayan güneşiyle Kıbrıs” dememişler değil mi.. hadi bunu hatırlamadın bari bir zahmet edip de havadurumuna baksan..
   Bir diğer şaşkınlığım da hattımın çekmemesi oldu. Hâh şimdi yedim naneyi derken 20 dk sonra Telsimin (Burada Türkiye de batan malları batmamış olarak ya da eski isimleriyle varlığını sürdürüyor olmalarını görmek çok normal) ekranımda görünmesi ve yurtdşı tarifesi uygulamasını farketmem daha güzel oldu. Türkiye’nin bir parçası olmasına rağmen birde kimliğinle girebildiğin bu memlekette yurtdışı tarifesi uygulamak iş miydi şimdi..
   Bir diğer konu da benim otele gidişimle ilgiliydi. Ekip havaalanında saat 2’de olacağından ben 3 saat beklemeden otelime gideyim dedim.

-*Ercan Havaalanı’ndan Girne’ye (otelime) Gidiş... Sizi karşılayacak biri yoksa ya da cebinizde bol paranızla kumar oynamaya gelmediyseniz kapıda bekleyen onlarca şirket görevlisi yüzünüze bakmıyor. Paşa paşa başka alternatifler aramaya başlıyorsunuz. Bende, beni Girne merkeze 10TL ye götürecek bir servis buldum. (Bunun için de 1 buçuk saat bekledim ama olsun) Taksiye mi binmek istiyorsunuz o zaman çok rahat 90 -100 TL’yi gözden çıkarmanız gerekiyor. O da tahmini ve yolu biliyorsanız.. Bir de siz yolu bilmiyorsunuz ya oooohh dön babam dön mevlana misali.. Benim bildiğim 45 dklık yol biranda olur size 1 buçuk saat.O riske girmektense oturup bir saat beklemek çok cazip geliyor..

* Azıcık da bilgi: Havaalanı Ercan adını, 1974 Harekatı nedeni ile ilk gün şehit olan Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki Fehmi Ercan’dan dolayı almış. Bölgede bulunan Balıkesir ilçesine de adı, Fehmi Ercan Balıkesirli olduğundan dolayı verilmiş.

KIBRIS’tan İzlenimler

Kıbrıs öyle anlatılanlar gibi ( “cennet be kıbrıs” bunu diyen erkekse sakın ha inanmayın, onun cennet kavramı burda malumunuz mutasyona uğrayabiliyor.. Bayansa o konuda da yorum size kalmış...) bir yer değil. Bildiğiniz dökülüyor. Binalar sıvasız, boyaları dökülmüş, resmen ölmüş ağlayanı yok yani. Bir şey alacaksınız dükkanlar kapalı mı açık mı anlamıyorsunuz. Bidiğiniz yaşamayan bir şehir var mı? diye sorsalar “Yaşayan Ölülerin Şehri Kıbrıs’tır” diye cevap veririm sanırım.


Ulaşım bir kere çok pahalı. Taksilerde gece gündüz tarifesi var ve tarife uçuyor sanki. Bir taksiciyle muhabbetimizde taksicilerin ayda net 8 Bin kazandığını duyuyoruz. Taksilerde öyle renoult falan değil, mercedes limuzin falan. “Abi yazık oluyor bu arabalara. Buranın arabası değil bunlar. Türkiye’de otobanda gideceksin bunlarla. Bak bakalım tutabiliyorlar mı beni.” Diyor taksici. Haklı valla.. Bana verseler hız manyağı biri olarak ben bile yasakları çiğnerim çok rahat.


Hadi her şeyi geçtim arabaların direksiyonu sağda. Buna bağlı olarak şeritlerde farklı. Taksiye bindim soldan araba çıkınca şöförün görmediğini sanıp bağırıyorum “abi solda araba var” diye. Adam kaza yapmasın derken ben kaza yaptırıyordum. Yolda yürüyorsun karşıdan karşıya geçeceksin, ilk okuldan beri bize öğretilen “çocuklaar karşıdan karşıya geçerken önce sağaa sonra solaa sonra tekrar sağaa bakacaksınız” cümleleri işlevini yitirmiş, yitirmekle de kalmayıp bu cümleleri aklından çıkarmakta zorluk çeken bizlerin poposunun araba kaportasıyla buluşmasına ramak kalmış durumdaydı.

FESTİVAL GÜNÜ

Konserin gerçekleşeceği alan harika. Deniz manzaralı geniş bir alana kurulmuş sahnede Kıbrıs’ın gecesi ve blues müziği ayrı bir etki yaratıyormuş insanda.( tabi bu etkide ekipteki güzel insanların payını unutmamak gerek). Seyirci kitlesi, turistler ve yoğun olarak üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Bu seneki sanatçıların yaş ortalamasının da daha genç olması muhtemel enerjiyi ikiye katlamakta da hiç sorun yaşatmıyor.

2010 BLUES TURNE EKİBİ

Geçtiğimiz senelerde blues festivalinin gerçekleşeceği bir ilin yerel partnerliğini yapmak çok farklı bir deneyimdi. İnanılmaz şeyler öğrenmiştim bu süreçte. Çalışmak ve her detayı gözden kaçırmadan en iyi şekilde organizasyonu tamamlamak. Bu sene ise kısmen seyirci olarak ekibe dahil olmak ilkti benim için. Bir kere grupla iletişim daha farklı oluyormuş bu süreçte. Daha rahat sohbet edebilmek, ekiple yeni anılar kaydedebilmek, ve en güzeli az müdahale ile (sürekli telsizinizde acil kapıya, burda burda sorun var, şunumuz bitti acil müdahale, teftişe geldiler evraklar.. gibi anonslar duymak gibi) müziği dinleyebilmek..


Müzikle uğraşınca farklı tatlarla bünyeyi sürekli beslemek gerekiyor; doğrusu benim bünyem bunu kabul ediyor. Tek bir tarz bir zaman sonra boğar beni. Plecebo, Muse dinlerken neden bir değişiklik yapıp ruhumu Sebastian Bach’tin Ave maria’sıyla dinlendirmeyeyim.. ya da efkarımı bluesla atmaya çalışayım dediğimde blues yeterli gelmezse kendi arabesk müziğimiz neden yardımıma koşmasın? Aynı duyguları farklı yerlerde farklı dillerde farklı mı yaşıyoruz... Bende her ruh hali değişikliğime uygun farklı müzik tarzlarını bana katıp beni yaşıyorum o an...

KÜÇÜK AMA ÖNEMLİ DETAYLAR

Girne sahiline indiğinizde bir şeyler atıştırıp içedebileceğiniz, muhabbet edip tavla da oynayabileceğiniz bir mekan Pizza Harbour Cafe.. İkinci gün bile kendimizi bir anda yine orada bulduk


• Kıbrıs’ın kırmızı eti meşhurmuş. “Balıkçılık ölü burada” diyor sevgili Efes Pilsen Kıbrıs yetkilimiz. “Burada et yemek istiyorsanız Niyazi’ye gideceksiniz.”


• Kıbrıs’ın ünlü Bellapais Manastırı kahve içmek için güzel bir yermiş. 74 Kıbrıs Harekatı’nda iki taraftan da buraya el sürülmemiş olmasına rağmen kurşunlardan kaçamayan duvarlar hala savaşın izlerini taşımakta. Aynı zamanda Manastırda bulunan da bir konser salonu varmış. Klasik müzik konserleri için salona talep de çokmuş. {Girne’den 15-20dk kadar uzaklıkta}(Biz gidip göremedik, birer kahvesini içip hatrımızı bırakamadık ama size önemle tavsiye ederim)


• Hellim Peyniri bir harika. Zaten hellim peyniri meşhurmuş buranın. Önüme her öğün getirseler usanmadan yiyebilirim sanırım(Benim gibi süt ve süt ürünlerini pek fazla tüketmeyen birinden bunu duymak inanın göz yaşartıcı. Şuan şu cümleleri babam okuyor olsa kuşkusuz kilo kilo spariş vermişti hemen)


• Yabancı içki oldukça ucuz. Ama oturduğunuz bir mekanda içki sparişi verirken aman dikkat.. Sahte içki hazırlamakta Kıbrıs çok profesyonelmiş. Şişe ile istemediğiniz sürece Efes Pilsen’den başka içki tüketmeyiniz.


• İş mi arıyorsunuz? Asgari ücretin çok az olduğundan mı şikayetçisiniz? Çalışma izni alabiliyorsanız Kıbrıs bu konuda kesin çözüm. Asgari ücret min 1100TL den başlıyor bir de memur olursanız değmesin keyfinize kimse.. min maaş 3000TL.. Daha cezbedici durum ise çalışma saatleri. Kışın sabah 08:00 iş başı akşam 15:00 paydos iken, yazın bu saat dilimleri 08:00-13:30 olarak değişiyormuş.. (notum şu ki sebzeler, elektrik, su, doğalgaz, benzin burada oldukça pahalı olduğundan alınan paranın da normal olduğu söyleniyor)


• Kaldığımız otelin en iyisi olduğunu düşünürken gelen bir davete iştirak etmemizle Cratos Casino Part Spa’yla tanışmış olduk. Daha girişteyken açılan gözlerimiz içeri girince bir daha kapanamadı zaten. Görmemişliğimizden değil de burada böyle bir yerin varlığını şahsen bilmemekten açıldı o gözler. Q Caz Bar’da manzaralı, küçük, *samimi (farklı sanatçı konseplerine burada değinmek istiyorum) bir mekan.


• Kaldığımız Jasmine Court Hotel’in oda fiyatları single 210, double 230 TL’den başlıyor. Ancak odalar o kadar geniş ki, single odaların geniş bir salonu varken doublelarda buna bir de mutfak ekleniyor.


• Daha ucuz bir yer arıyorsanız liman manzaralı eski mimarisi ile White Pearl Hotel (Harbour Cafe’nin üstü) sizin için güzel bir seçim olur. Oda fiyatları 80-90TL arasındaymış


• Elektrik biraz sıkıntı. Çünkü burada da Amerika’daki gibi 110 voltluk prizler kullanılıyor.


• Havaalanında beklemek gibi bir gaflete düşerseniz, yanınızda bilgisayarınız da varsa mutlaka bir vın da olmalı.Lakin 8 adet görülen wirelessarın hiç birinin kimse şifresini bilmiyor. Rezalet...


• Unutmadan 40TL’ye turlar sizi oradan oraya gezdirip dururmuş. Detayları bilemiyorum ama sağdan soldan duyduğuma göre alternatifler çokmuş.


Bir Kıbrıs ve Blues maceram burada biterken güzel muhabbetini, şen kahkahalarını, güleryüzlerini esirgemeyen pek değerli ekibime buradan kuçak dolusu sevgilerimi göndermeyi bir borçbilirim :)
P.S.: muhabbetten olsa gerek en az fotoğraf çektiğim yer ve etkinlik olarak kayıtlarıma geçti bu yazı.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Babylon'da Tindersticks Geceleri..

babylon yeni sezona bomba gibi bir isimle başladı. Birbirinden güzel albümleriyle, insanların dile getiremedikleri acılarını, hüzünlerini, aşklarını, sevinçlerini anlatan duygu yüklü parçaları, bir çoğumuzun listesinde hep vazgeçilmezlerimiz arasında yer aldı. Adını, Yunanistan'da bir plajda tesadüfen buldukları kibrit kutusundan alan grup, rock altyapılarını soul ve caz öğelerle birleştirdikleri farklı tarzlarıyla tanınıyor.
Aslında iş çıkışı bir alt kattaki konseri izlemek için 4 saat beklemek ve sonrasında eve gitmek için 2 saat yol çekmek benim için büyük bir işgenceydi ama değmedi diyemem. Mekan Babylon konserde Tindersticks olunca kalabalık da had safhadaydı doğal olarak.


Grupla İlgili Notlar


Bariton bir sese sahip olan grubun ünlü solisti Stuart A. Staples’ın önderliğinde çalışmalarına devam eden grup, canlı performanslarında ve aranjmanlarında piyano, glockenspiel, vibrafon, keman, trompet, klarnet, org ve fagot gibi alışılmışın dışında enstrümanlar kullanıyor.


Tinderstick alışılmadık bir grup olduğunu çıkardıkları iki farklı parça yayınlayarak ispatladı. Birinci parça; John Barry’nin bir kaç sene sonra Fun Lovin’ Criminals tarafından da yorumlanan ‘We Have All The Time In The World’ adlı parçasıydı. İkinci parça ise bir Pavement coverı olan ‘Here’ oldu.


"İlk albümü"
all songs written by Tindersticks








1."Nectar" – 2:40
2."Tyed" – 4:11
3."Sweet, Sweet Man Pt. 1" – 0:41
4."Whiskey and Water" – 5:51
5."Blood" – 4:52
6."City Sickness" – 4:00
7."Patchwork" – 4:40
8."Marbles" – 4:30
9."The Walt Blues" – 1:08
10."Milky Teeth" – 2:52
11."Sweet, Sweet Man Pt. 2" – 1:05
12."Jism" – 6:03
13."Piano Song" – 2:40
14."Tie-Dye" – 4:00
15."Raindrops" – 6:15
16."Sweet, Sweet Man Pt. 3" – 1:44
17."Her" – 3:29
18."Tea Stain" – 2:07
19."Drunk Tank" – 4:44
20."Paco de Renaldo's Dream" – 4:22
21."The Not Knowing" – 4:58
22."Fruitless" [*]

10 Eylül 2010 Cuma

BüyüK Konser Bitti - Geriye Güzel Kareler ve Anılar Kaldı

Binlerce müzik sever eşlik etti şarkılara... Susmadı olimpiyat stadı.. Ne yağmur ne de yollar engel oldu bu aşka.. Ve geriye, koşuşturmanın arasında sarıabildiğim ufacık kameramla çektiğim kareler kaldı...

 ÇEKTİĞİM BAZI KARELER:)
      

   

    





4 Eylül 2010 Cumartesi

20. Yılında AkbanK CaZ

Bu sene 20. Yılını kutlayacak olan Akbank Caz Festivali yine birbirinden önemli isimleri cazseverlerle buluşturacak..

AKBANK Uluslararası Caz Festivali, her zamankinden daha da büyük bir coşkuyla İstanbul’un dışına çıkıyor. 20 yıl boyunca İstanbul’un yanı sıra Ankara ve İzmir’i de cazla buluşturan Akbank, Eskişehir’den Gaziantep’e kadar uzanan bir programla farklı şehirlerin, çarpıcı mekanların da etkisiyle şehirlerin binlerce tınısından aldığı ilhamla bu coşkusunu bizlere ulaştırıyor.

Festival programına geçtiğimiz yıllara oranla daha fazla nefes katılıyor. Akbank sponsorluğunda Pozitif Müzik A.Ş tarafından yıllardır başarıyla gerçekleştirilen festival programında Diane Schuur, The Sun Ra Arkestra, Nils Petter Molvaer, Wax Tailor, Hindi Zahra gibi dünyaca ünlü isimler yer alıyor.

Geçtiğimiz hafta açıklanan 20.Akbank Caz Festivali programında sizlere önerebileceğimiz çalışmalar da var. Eğer farklı bir rüzgâra katılmak, müzikle cazla kendinizi yeniden keşfetmek istiyorsanız, farklı illerin üniversitelerinde gerçekleşecek olan Kampüste Caz etkinliklerine katılmanızı önemle tavsiye ederim.

Festival programına halâ ulaşamadıysanız, işte festivalin tüm detayları sizlerle..

AKBANK 20. CAZ FESTİVALİ


23 Eylül – 12 Ekim 2010

İSTANBUL LÜTFİ KIRDAR ULUSLARARASI KONGRE VE SERGİ SARAYI

23 Eylül, Perşembe > 21:00 > The Count Basie Orchestra dir. by Denis Mackrel featuring Carmen Bradford

AYA İRİNİ

24 Eylül, Cuma > 20:30 > John Surman with Chris Laurence & The Trans4mation String Quartet

25 Eylül, Cumartesi > 20:30 > Paganini Trio

CEMAL REŞİT REY KONSER SALONU

29 Eylül, Çarşamba > 20:00 > Miroslav Vitous “Remembering Weather Report” featuring Franco Ambrosetti

30 Eylül, Perşembe > 20:00 > Diane Schuur

01 Ekim, Cuma > 20:00 > The Sun-Ra Arkestra

02 Ekim, Cumartesi > 20:00 > Omar Sosa Afreecanos Trio featuring Special Guest Paolo Fresu

AKBANK ART CENTRE

24 Eylül, Cuma > 15:00 > EJN PANEL / Global Jazz – Local Jazz

> 19:00 > Kaiser & Semih - Composer Duo Music

25 Eylül, Cumartesi > 13:00 > Mavi Jeans İle T-Shirt Tasarımı

27 Eylül, Pazartesi > 19:00 > Barbarlar featuring Craig Harris

28 Eylül, Salı > 19:00 > Akbank Caz Retrospektif: 20. Yıl Belgesel Özel Gösterimi

29 Eylül, Çarşamba > 19:00 > Popüler Müzikte Caz’ın Yeri

02 Ekim, Cumartesi > 13:00 > Mavi Jeans İle T-Shirt Tasarımı

> 19:00 > Evan Parker & KonstruKt

05 Ekim, Salı > 19:00 > Oğuz Büyükberber Solo

06 Ekim, Çarşamba > 19:00 > Joost Lijbaart & Wolfert Brederode

07 Ekim, Perşembe > 15:00 > Plak Kapağı Tasarım Atölyesi

08 Ekim, Cuma > 15:00 > Dans’la Etkileşim

> 19:00 > Evo Trio featuring Manuel Dunkel

09 Ekim, Cumartesi > 14:00 > Ezo Sunal Çocuk Atölyesi - “Çocuklarla Caz “

10 Ekim, Pazar > 14:00 > Caz Portreleri - Aykut Uslutekin Atölye Çalışması
BABYLON

23 Eylül, Perşembe > 22:30 > İmer Demirer Quartet

24 Eylül, Cuma > 21:30 > Okay Temiz 3 + 1 Project - Xavier Desandre Navarre, Minino Garay & Nedim Nalbantoğlu

> 23:30 > Aka Moon & Mısırlı Ahmet

25 Eylül, Cumartesi > 21:30 > Aydın Esen & Wolfgang Muthspiel

> 23:30 > İlhan Erşahin’s Istanbul Sessions

26 Eylül, Pazar > 19:00 > Alp Ersönmez Quartet

> 21:00 > Barbarlar featuring Craig Harris

27 Eylül, Pazartesi > 20:30 > Graham Haynes / Hardedge

28 Eylül, Salı > 21:30 > Nils Petter Molvaer

29 Eylül, Çarşamba > 21:30 > Wax Tailor

30 Eylül, Perşembe > 22:30 > Burhan Öçal & Jamaaladeen Tacuma & Wolfgang Puschnig

01 Ekim, Cuma > 23:00 > Aronas

02 Ekim, Cumartesi > 23:00 > Calibro 35

03 Ekim, Pazar > 19:00 > Instant Composers Pool Orchestra

10 Ekim, Pazar > 19:00 > Düşler Akademisi

GHETTO

08 Ekim, Cuma > 22:30 > Hindi Zahra

NARDİS

06 Ekim, Çarşamba > 21:00 > Roggenkamp; Focan; Luebke Trio

07 Ekim, Perşembe > 21:00 > Roggenkamp; Focan; Luebke Trio


THE SEED

07 Ekim, Perşembe > 21:00 > Tuluğ Tırpan Trio My Green Color / Konuk Sanatçı: Sertap Erener

09 Ekim, Cumartesi > 21:00 > Selen Gülün by Selen Gülün

SALON

29 Eylül, Çarşamba > 20:30 > Baki Duyarlar OnQ Band "Overseas"

06 Ekim, Çarşamba > 20:30 > Oguz Buyukberber; Simon Nabatov; Gerry Hamingway

PERA MÜZESİ

24 Eylül, Cuma > 17:00 Vanities’de Cinayet / Murder at the Vanities

25 Eylül, Cumartesi > 18:00 Cabin in the Sky

29 Eylül, Çarşamba > 17:00 Altın Kollu Adam / The Man with the Golden Arm

01 Ekim, Cuma > 17:00 Laura

06 Ekim, Çarşamba > 17:00 Gölgeler / Shadows

> 19:00 Bir Cinayetin Anatomisi / Murder of an Anatomy

13 Ekim, Çarşamba > 17:00 Yarın Tehlikede / Odds Against Tomorrow

> 19:00 Gölgeler / Shadows

15 Ekim, Cuma > 19:00 Laura

16 Ekim, Cumartesi > 12:00 Kadın Kadındır / A Woman is a Woman

> 14:00 Vanities’de Cinayet / Murder at the Vanities

> 16:00 Cabin in the Sky

> 18:00 Yarın Tehlikede / Odds Against Tomorrow

17 Ekim, Pazar > 14:00 Altın Kollu Adam / The Man with the Golden Arm

> 16:00 Kadın Kadındır / A Woman is a Woman

> 18:00 Bir Cinayetin Anatomisi / Murder of an Anatomy
CAZLI BRUNCH

26 Eylül, Pazar > 11:00 – 15:00 > Moda Teras

03 Ekim, Pazar > 11:00 – 15:00 > Mutfak Sanatları Akademisi

10 Ekim, Pazar > 11:00 – 15:00 > Akbank Sanat Merkezi

KAMPÜSTE CAZ

Galatasaray Üniversitesi > Aydın Doğan Oditoryumu

04 Ekim, Pazartesi > 20:00 > Sarp Maden 4


Sabancı Üniversitesi > Gösteri Merkezi Salonu

05 Ekim, Salı > 20:00 > Sarp Maden 4

İstanbul Teknik Üniversitesi > Maçka Mustafa Kemal Anfisi

06 Ekim, Çarşamba > 20:00 > Sarp Maden 4


Kadir Has Üniversitesi > Eğitim ve Kültür Merkezi Salonu

07 Ekim, Perşembe > 20:00 > Sarp Maden 4


Boğaziçi Üniversitesi > Ayhan Şahenk Salonu

11 Ekim, Pazartesi > 20:00 > Sarp Maden 4

Bahçeşehir Üniversitesi > Fazıl Say Salonu

12 Ekim, Salı > 20:00 > Sarp Maden 4


KAMPÜSTE CAZ (TURNE),

Eskişehir Anadolu Üniversitesi > Sinema Anadolu Salonu

04 Ekim, Pazartesi > 20:00 > Selen Gülün Trio


Ankara Hacettepe Üniversitesi > Kültür Merkezi

05 Ekim, Salı > 20:00 > Selen Gülün Trio


İzmir Ege Üniversitesi > Konferans Salonu

06 Ekim, Çarşamba > 20:00 > Selen Gülün Trio


İzmir Ekonomi Üniversitesi > Kültür Sanat Evi

07 Ekim, Perşembe > 20:00 > Selen Gülün Trio


Gaziantep Üniversitesi > Atatürk Kültür Merkezi Salonu

08 Ekim, Cuma > 20:00 > Selen Gülün Trio


AKBANK SANAT CAFE’DE AKŞAMÜSTÜ CAZ

25 Eylül ve 02 Ekim 18:00 – 19:30


BABYLON LOUNGE’DA PLAK PAZARI

2 Ekim - 10 Ekim 15:30 – 18:30


CRR SERGİ

AYKUT USLUTEKİN

23 Eylül – 12 Ekim 2010

ESKİLERDEN AFİŞLER

22 Ağustos 2010 Pazar

U2'ya 15 Gün Kala


Beklenen konsere sadece 15 gün kaldı. Bir çok kesimin Türkiye’ye gelmesini beklemediği “Gelecekler mi?Neden gelmiyorlar? Gelseler ne güzel olur” soru ve endişelerini geleceklerini açıklayarak gideren U2, U2 360º Tour İstanbul konserini 06 Eylül 2010 Pazartesi günü Atatürk Olimpiyat Stadı’nda gerçekleştirecek. Saat 21.00’de başlayacak konserden önce, saat 19.30’da İngiltere’nin en önemli alternatif rock gruplarından Snow Patrol sahne alacak. Stada erken gelmek isteyenler için, stat çevresinde yer alacak olan aktivite alanları, kapılarının erken açılmasıyla sizleri konser saatine hazırlıyor olacak. Aktivite alanı için kapılar 13:00’da açılacakken, stada girişiniz 17:30’da başlayacak.


Konser Hazırlıkları Ve ULAŞIM

Bu büyük konsere hazırlıklar günler öncesinden başladı. Hummalı bir koşuşturma içerisinde olan ve her şeyin izleyiciler için mükemmel olabilmesi için çalışan görevliler de herkes gibi çok heyecanlı. Başta, U2 Live Nation olmak üzere Pozitif ve İKSV işbirliğiyle, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın katkılarıyla düzenlenen bu konser için en çok endişen ilen konu ulaşımdı şüphesiz. Ancak buradan da belirtmeliyim ki, sizlerin aklına takılan her konu titizlikle tek tek masaya yatırılarak tartışıldı ve çalışmalara başlandı. Geçtiğimiz günlerde de sosyal paylaşım sitelerinde ve basında paylaşılan ulaşım planını kısaca buradan da özetlemek gerekirse, en başında erken yola çıkmanızı ve toplu taşıma araçlarını tercih etmenizi önemle vurgulamak isterim. Şehir merkezlerindeki tüm metro, metrobüs, otobüs, tramvay ve ya dolmuşlardan da bu konu yararlanabilirsiniz.


Hareket noktaları ise;


TREN; Sirkeci’den 15 dakikada bir kalkan seferler ile Halkalı’ya


Metrobüs; Avcılar-Zincirlikuyu-Söğütlüçeşme hattı ile Yenibosna’ya


Hafif Metro: Aksaray-Havalimanı hafif metro hattı (M1) hattı Yenibosna durağı


VE TAKSİM; noktası 12:30- 17:00 saatleri arasında sizlerin alana gidişinizde Tem’den hızlı seferleriyle hizmet veriyor olacak.


Özel araçlarıyla gelmek isteyenlere de, batı-güney yollarını kullanabileceklerini buradan hatırlatalım. Stad otoparkı 10 TL olarak fiyatlandırıldı.

NEDEN GİTMELİYİM?

Kaç kere konsere gittiniz? “Uff aman göremiyorum, ya keşke başka yerden biletimizi alsaydık. Bak sahnenin yanları yüzünden göremiyorum hiçbir şey.. Ya şuna bak önüme geçti göremiyorum.” gibi konser anınızı tatsız kılan kim bilir kaç konser geçirdiniz. İşte tüm bunların üstüne şunu diyebilirim ki, bu konser tüm olumsuzluklarınızı olur kılan, bu kadar yakınınıza kadar gelmiş, belki de hayatınızda bir kere görebileceğiniz harikulade bir konser. U2’nun müziği sizi kendine çekmiyor olabilir, farklı düşüncelere sahip insanlar da olabilirsiniz; ancak böyle bir görsel şovu Türkiye’de bir daha görmek mümkün olabilir mi bunu da bir daha düşünmenizi isterim. Bilet fiyatları da gayet uygun. 50 TL’den 550 TL’ye kadar farklı kategorilerdeki biletler, her kesimden insanın izleyebilmesi düşünülerek satışa sunulmuş.



ERKEN GİTMENİN FAYDALARI

Konser gününe daha rahat ve stressiz başlayıp, geceyi hayatınızın unutulmaz anlar listesine daha mutlu kaydetmek istiyorsanız, erken gelmenizde ve toplu taşıma araçlarını kullanmanızda fayda var. “Erken geldim ama zaman nasıl geçecek?” diyenleriniz varsa, aktivite alanlarında müzik severlerle hoş sohbetler geçirebilirsiniz ve en önemlisi eğer saha içi biletine sahipseniz stat alanına giren ilk 2500 kişi arasında olduğunuzda “inner circle(iç daire)” ismi verilen özel bölüme girerek U2’yu en önden izleme ve belki de ona dokunma şansını yakalayabileceksiniz.

Eğer sonradan pişman olmak istemiyorsanız bu görsel ve işitsel şöleni, yani bu büyük fırsatı sakın kaçırmayın..

The Claw 4300 metrekare büyüklüğünde ve 54 Ton ağırlığında silindir bir video sistemine sahip,ayrıca video ekranı 500.000 pikselden oluşuyor

16 Ağustos 2010 Pazartesi

VietnaM'a Sevgiler

SA VAŞ, ONLAR İÇİN BÜYÜK BİR YIKIMDI; ANCAK KİMSE O KÜÇÜK ADAMLARIN YENİ BİR OLUŞUMUN TEMELİNİ ATACAKLARINI DÜŞÜNEMEMİŞTİ

Boğucu havadan kurtulmak için kendimizi ilk bulduğumuz taxiye atıyoruz. Noi Bai Havaalanından Başkent Hanoi’ye olan uzaklık 30km, yaklaşık 35 – 40 dk kadar. 10 kişi kadar alabilen bu taksilerin fiyatları 20 $, tabi size daha fazlasını da söyleyebilirler.
Peki Nasıl Dolaşırım?
Bu konuda tercih edilebilecek en kolay yöntem kombine bilet uygulamasından faydalanmak. Şehirde ulaşımın büyük bir çoğunluğu otobüslerle yapıldığından rahat olmasa da en kolay taşıma aracı olduğu için tercih edilebilir. Böylelikle yerel halkla vücut diliyle tatlı sohbetler yapabilirsiniz. Kombine otobüs bilet fiyatı 18$. Uygulaması ise, yerleşim yerlerinin çoğunluğu tek bir hat üzerinde olduğundan Hanoi ve Ho Chi Minh kentleri arasındaki Hue, Hoi An, Na Trang gibi yerleri biletleri onaylatmanız şartıyla tekrar bedel ödemeden gezebilirsiniz. Diğer bir ulaşım aracı ise taksiler. Tek kiş değilseniz ve ulaşım da hiç bir sıkıntı yaşamak istemiyorsanız taksiler güzel bir çözüm. Eğer daha fazla macera istiyorum diyorsanız ve cebinizde motorsiklet ehliyetiniz varsa en güzel yol bisiklet ya da motorsiklet kiralamak olabilir

Hue, Hanoi’ye on iki saat mesafede bulunan ve 1800-1945 yılları arasında krallık döneminde Vietnam’ın başkentliğini yapmış bir kent. Kralın mezarı da burada bulunuyor. Krala ait sarayın içindeki mimarlık hazinesi, sarayları, mezarları, tapınakları ve Huang Nehri’nin iki yanındaki şaşırtıcı doğal kır manzarası ile başlı başına bir kültür hazinesi olup, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilmiştir.

 ÇEKTİĞİM BAZI KARELER:)
Ortasından Huang Nehri geçen kentin en önemli gezi yeri, Mor Kayıp Şehir denilen kale bölgesidir. Kale, geniş bir alana kurulmuş. Yüksekliği 10 m., uzunluğu 2,5 km. Yapımına 1800 yılında başlanmış, 30 yılda tamamlanmış. Kaleye giriş 55.000 Dong. (1$=15.750 Dong) Kalenin içinde çok sayıda tapınak, kralın sarayı, kütüphanesi, misafir kabul salonu, küçük bir gösteri salonu ve pek çok hizmet binası bulunuyor. İçerdeki yapılarda kullanılan mimari tarzın estetiği, çatı düzeni ve muhtelif renkteki süslemeler göz doldurucu.
Hoi An, küçük bir kasaba. Hue’den beş saatlik bir yolculuk sonunda Hoi An’a varılıyor. Bu yüzden, yürüyerek tüm kasabayı gezmek mümkün. Vietnam ticaretinin gelişmesinde en büyük paya sahip olduğunu da söyleyebiliriz. 16. ve 17. yüzyıllarda Uzakdoğu’dan gemilerle, tüccarların, Japon, Çin, Almanya, İtalya ve Portekizlerin yoğun olarak ziyaret ettikleri yer olarak tarihte yerini almakta. Sahil kesiminde yer alan el sanatları, tekstil dükkanları en uğrak dükkanlar arasında.
Na Trang, tam bir sahil kenti. Ancak, akşam saatlerinde on iki saatlik yorgunluğunuzu okyanus sularında atmak istiyorsanız biraz tedbirli olmanızda fayda var. Lakin çekilen okyanus sularının o an içinde siz de olabilirsiniz.

Ve Ho Chi Minh, 83 milyonluk Vietnam’ın en büyük şehri. Fransız kolonisiyken, Saygon olarak bilinen kent, adını eski liderleri Ho Chi Minh’den alıyor. Başkenti Hanoi’den bile büyük olan bu şehir, aynı zamanda Vietnam turizminin de başkenti niteliğinde.
Başkent Hanoi, Eski lider Ho Chi Minh’in Mozole ve Müzesi’ne de ev sahipliği yapıyor. Bu mezar, 1973 – 75 yılları arasında yapılmış ve mimari olarak Lenin ve Mao’nun Mozolelarına benzer. Mezarın içi ve dışında üçer metre aralarla dizilmiş olan beyaz üniformalı askerler yer aldığı gibi, ziyaretçiler arasında da sukuneti sağlamanın baş kahramanı olarak görev almaktalar.

Ziyarete giren grupların en çok izlemek istediği görüntülerden biri de, mezarın önündeki geniş alanda saat 21:00’da marşlarla gerçekleştirilen nöbet ve bayrak değiştirme töreni.

Ho Chi Minh’in naaşı iki haftada bir ülke içinde, altı ayda bir Rusya’da bulunan özel bakım birimlerinde bakım yapıldıktan sonra ziyaretçilerinin tekrar huzuruna çıkartılıyor. Bu özel işlem vücudunun uzun süre dayanmasını sağlıyor.
Mozolenin hemen yan tarafında bulunan müzede ise Vietnam’ın tüm tarihini görmeniz mümkün. Ancak mozole ve müze ziyaretleriniz sırasında fotoğraf makinelerinizi yanınızda bulundurmamanız konusunda bir uyarıda bulunmamız yerinde bir uyarı olur sanırım.
Hoan Kiem: Bu kentte savaşın izlerini görmek pek mümkün değil gibi. Bölgedeki tüm sokaklar birbirine çok benzediği için kaybolma riskiniz olabilir; ancak endişelenecek bir şey yok; çünkü bu konuda binalar size çok iyi birer rehber olabiliyor. Genellikle 3- 4 katlı olan bu binalar, bütünüyle bitişik nizamla sıralanmış ve her biri değişik renklerle boyanmış. Alt katları dükkan, üst katlar ya ev yada otel olan bu binaların yerel mimarinin de özelliklerini yansıtması gözlerden kaçmamaktadır.
Hoan Kiem sokaklarında yürürken ihtiyacınız olan herşeryin yanı başınızda olduğunu görürsünüz. Bir çok mesleğin sokaklarda icra edilmesi işleri inanılmaz kolaylaştırıyor. Çiçekçiler, hediyelik eşya satanlar, marangozlar, tekstil ürünleri, demirciler, ayakkabıcılar, gıda işi ile uğraşanlar, müzik dükkanları, herbiri bir düzen için de ayrı ayrı ama bir bütün olarak yerlerini almış. Tüm bunların dışında aslında sokakta yürürken sizi en çok şaşırtan, yürüyenlerin siz ve sizin gibi turistlerden başkasının olmaması çünkü sokaklara, çok nadir görünen taksı ve kamyonetlerin haricinde binlerce motosiklet hakim oluyor. Motor kullanmada her biri o kadar profesyonelleşmiş ki , çocuk emzirmek, yemek yemek gibi rutin işlerini motosiklet üzerinde hiç zorlanmadan gerçekleştirebiliyorlar. Kentin en işlek caddesinde bu şaşırtıcı manzara karşısında başlarda çok etkilenseniz de sonrasında nereden çıkacağını tahmin edemediğiniz motorların etrafınızı sarması ve gürültüsüyle canınızdan bezebiliyorsunuz.

Bu bölgenin tam ortasında, Hanoi’deki pek çok gölden biri olan Hoan Kiem Gölü yer alıyor. Etrafı geniş caddeler, restourant ve kafelerle çevrili olan gölün ortasında Ngoc San Tapınağı bulunuyor. Borda renkle boyalı bu küçük tapınağa küçücük bir köprü gidebilmenizi sağlıyor.
Hoan Kiem Gölü’nün yanndan geçen Dinh Tien Hoang Caddesindeki 57 numaralı binada, Vietnam’ın dünyaca ünlü Su Kukla Tiyatrosu yer alıyor. Günde bir kaç defa oynanan ve girişi 25,000 Dong (1$=19,080 Dong) olan bu ünlü tiyatro, bir saat kadar sürüyor . Gösteri, sahnenin hemen sağ tarafında bulununan müzisyenlerin geleneksel enstrumanları ile sizi alıp başka yerlere götürebilecek etkideki müziğiyle, nehre benzetilen suyla doldurulmuş bir havuzda, yerli aileler ve efsaneleşmiş hayvanlarının yaşamlarını anlatan kukla gösterileriyle harmanlanmış olarak devam ediyor.

Günlük Turlar; Ho Chi Minh’te rehberler eşliğinde düzenlenen turların yarım günlük fiyatı 3$. Turlar eşliğinde Ku Çi Tünellerini, kol kol uzanan nehirlerin etrafındaki pirinç tarlalarının bulunduğu Mekong Delta’sını, Phuoc An Hoi Quan ve Giac Lam Tapınaklarını, Notre Dame Katedrali’ni, yerel ürünleri ve yiyecekleri çok ucuza bulabileceğiniz Ben Tan Pazarını, Birleşme Sarayı denilen eski Güney Vietnam Devlet Başkanlığı Sarayı’nı, ilginç mimarisi ile Büyük Postane, Fransız ve Amerikalıların Vietnamlılarla yaptıkları savaşları anlatan resimlerle donatılmış Savaş Müzesini, Dai Nam Turistik Parkını gezebilirsiniz.
Ku Çi Tünelleri, Ho Chi Minh Kenti’nden 32 km. mesafedeki Ku Çi Bölgesi’nde ve ormanlık bir alanda bulunuyor. Tünellere giriş 65.000 Dong (Yaklaşık 4 $). Tünellere girmeden önce savaşla ilgili bir video gösterimi yapılıyor ve bilgi sunuluyor. Tüneller Fransızlara karşı savunmada büyük önem taşımış olup, Vietnam – Amerika Savaşı’nda da bölgeye karargah kuran bir ABD Piyade Birliği’nin, Vietkong baskınlarıyla önemli kayıplar vermesine neden olmuş.

Tünellerde gezmek isteyenlere çok büyük bir uyarıda bulunmak gerekiyor. Tünellerin enleri 1metreden az olduğundan içlerinde çok zor hareket edilebilmekte. Bu nedenle kapalı alan korkuları olanlara pek tavsiye etmiyorum.
Halong Körfezi; Suyu ve barındırdığı adalarla 1500 km2’lik bir alanı kapsayan Halong Körfezi, Hanoi’ye iki saat uzaklıkta ve bu sıradışı özelliği ile UNESCO’nun Dünya Kültür Varlıkları Listesi’nde yer alıyor.


Körfez sularına dağılmış olan 3000 civarındaki kaya görenleri hem şaşırtacak hem de etkisi altına alacak kadar ihtişamlı. Bazı kayaların tepelerinde ya da iç kısımlarında tapınaklar bulunmakta. Daha fazlasını görmek için bindiğimiz teknede ilerledikçe, kayaların arasına ya da suların üstlerine kurulmuş balıkçı köylerini görüyorsunuz. Ayrıca bu köylerin kimilerinde kurulmuş konaklama olanaklarıyla körfez manzarası eşliğinde gecenizi geçirmenizde oldukça uygun.
Nerede Kalınır?Şehir merkezine 10 dk kadar uzaklıkta bulunan Khan Quang Do Hotel’i sizin tüm ihtiyaçlkarınızı karşılayacak lükse sahip.
Ne Yenir?
Deniz ürünleri ile aranız nasıldır bilemem ama burada istediğiniz her çeşidi bulmanız mümkün. Şehriye ve pilav, ülke mutfağının en ünlü yemekleridir. Özellikle, et ve sebzeden yapılan Vietnamlıların “Pho” dediği “Şehriye Çorbası” en çok tercih edilen yemek türü.
İşletmesini Avustralya’lıların yaptığı Highway 4 Restaurant‘ına yolunuz düşerse eğer, kuru etli papaya salatası, karidesli yeşil mango salatası, kızarmış jumbo karides,mısırın yanı sıra farklı tatlara bakmak istiyorsanız görünüşte alışık olmadığınız bir kızarmış serçe ya da tereyağlı kurbağa bacağı tabağı sipariş edebilirsiniz.. Yanında da güzel bir Son Tinh( kayısı likörü).
Aslında hayat sokaklarda. Özellikle ülkemizde deniz ürünleri katagorisinde en pahalı yiyecek olarak listenin başlarında yer alan yengeçleri çok uygun fiyata ve kısa bir sürede sokaklara serpiştirilmiş bir çok lokanta da yemeniz mümkün. Tabii diğer ürünleri temizlik açısından ne kadar güvenir ve yersiniz orası size kalmış bir konu.
Deniz ürünleri ilginizi pek çekmiyorsa ara sokaklarda yer alan İtalyan usulü pizaların yapıldığı restorantlara da başvurabilirsiniz.

İşinize Yarayabilecek Ufak Bilgiler

· Nereli olduğunuzu anlatmakta zorluk çekerseniz “To Ni Ki” kelimesi imdadınıza yetişebilir. Vietnamca Türkiye demektir.
· Bir çok yerde karşınıza çıkacak olan bir cümle olabilir. Dat thép thành dông “ anlamı ” Çelik Vatan, Tunç Kale “dir.
· Lingam, Hindu inanışında Şiva’nın betimlendiği erkeklik organı şeklinde bir simge
· Yanınızda mutlaka böcek ilaçlarıyla gidin. Lakin nelerin soktuğunu bilemediğiniz şişliklerle ve ardından getirdiği kaşıntılarla seyahatinizi tamamlamak zorunda kalabilirsiniz.
· Bir dolar, 19,090.00 Dong; 1 dong ise 0.0000523834 dolar
· Alışveriş yaparken mutlaka sıkı bir pazarlık yapın. Yoksa 1 dolara alabileceğiniz bir şeye 5 dolara ödemek durumunda kalabilirsiniz
· Sokaklarda satılan ananaslar inanılmaz lezzetli ve ucuz.
· Gezerken kendinizi kaybetme durumunuz olabilir. Zinden düşmemek için mutlaka bol bol su tüketin.
· Noddle Soup, uzak doğu ülkelerinde pirinç unundan yapılmış, ince erişte veya makarna benzeri yiyecek, tadı bir harika
· Eğer yemek yerken ağzını şapurdatanlardan hoşlanmıyorsanız bu konuda pratik yaparak gitmenizi öneririm
· Türkiye ile saat farkı 7 saat
· Sıcaklıklar kavurucu derecede olmasa da subtropikal iklime sahip olması nedeniyle ülkedeki nem oranı oldukça yüksek
· Elektrik 220 volt. Tükiye ile aynı olmasından dolayı elektrik konusunda bir sıkıntı yaşamıyorsunuz
· Exchange için oldukça fazla dükkan var. Hatta parasız kaldığınızda da yardımınıza uluslararası bankametikler devreye giriyor. Yalnız çektiğiniz tutara istinaden belirtilen vergi tutarı kesintisini de kabu ederseniz.